“Evvel Zaman İçinde” adlı bir film yapıldı. Yoksa yapılmadı mı? Türk canlandırma sinemasından gizemli bir hikâye.

Turgut Demirağ, And Film çatısı altında birkaç film çektikten sonra yeni bir arayış içerisine girer. Desen-anime film hakkında yeterli bilgiye sahip olmamalarına karşın, Yalçın Ünsal ile birlikte normal metraj desen-anime film yapmaya karar verirler. Bunun için Güzel Sanatlar Akademisi’nden resim yapan 40 kadar öğrenci ile anlaşırlar. T. Demirağ, altı ay süresince bu 40 öğrenciye malzemeler temin ederek belli bir ücret karşılığında yazıhanesinde çalışmalarını sağlar. Senaryo aşamasında, Türk kültürüne ait hikâyelerden yola çıkmayı isterler. Nasrettin Hoca hikâyeleri üzerinde mütabık kalınır. Ancak sonrasında Nasrettin Hoca’nın tüm bir film boyunca işlenmesinin yeterli olmayacağı ve sıkıcı olabileceği endişesiyle, Keloğlan masalları ile birleştirerek ortaya yeni bir senaryo çıkarırlar.

Her planın resmi yapılır ve storyboard’ları hazırlanıp yazıhanenin duvarlarına asılır. T. Demirağ’ın akademik birikimi doğrultusunda bir animation stand yaptırılır. Bu stantta tek kare çekebilen bir makine ile çekimler yapılmaya başlanır. 48 bin adet kâğıda ve jelatin üzerine boyanarak çekimler tamamlanır. Ardından, o dönemde Türkiye’de renkli film laboratuvarı bulunmadığı için, T. Demirağ’ın Hollywood’da yaşayan bir arkadaşına çekilen filmler posta yolu ile gönderilir. Hollywood’da bulunan MGM Studio’sundan gelen tahsihler tekrar Türkiye’de düzeltilip posta ile Hollywood’a gönderilir. Bu işlem sekiz yıl boyunca sürer. Sekizinci yılın sonunda 35 mm siyah beyaz montajlanmış olarak dublaja hazır olduğu bildirilir. Türkiye’de tamamlanacak olan ses dublajından sonra kopyaları almak ve teknik problemleri halletmek için Hollywood’a gidilecektir. T. Demirağ posta yolu ile Hollywood’daki stüdyoya mektup yollayarak 21 bin dolar göndereceğini ve ses kaydı ile geleceğini belirtir. 15 gün sonra mektuba cevap verilir: “21 bin dolar için teşekkür ederiz, ancak neden bahsettiğinizi anlayamadık!”

Filmin, var olan bölümünden kareler.

Turgut Demirağ bunun üzerine kendilerine 1952’den 1959 yılına dek yapılan yazışmaların olduğunu, negatiflerin özel kasalarda saklandığının bildirildiğini ve bu konuda yazışmaların elinde bulunduğunu belirten bir mektup daha gönderir. Bununla da yetinmez, kalkıp Los Angeles’a gider. Yönetimin değiştiğini ve eski yönetimden devralınan eşyalarda bu film ile ilgili hiçbir kayıt bulunmadığını söylerler. Yolculuğundan hiçbir sonuç çıkmaz ve Türkiye’ye döner; altı ay sonra T. Demirağ şirketi mahkemeye verir ve davayı kazanır. Ancak verilen 82.500 dolarlık ceza, sekiz yıllık emeği maddi ve manevi olarak elbetteki karşılayamaz. “Evvel zaman içinde Nasreddin Hoca — Keloğlan ve Gülderen” animasyon filmi sadece çalışılmış afişleri ve çekilen fotoğrafları ile bir anı olarak kalır.

Bu konuda filmin başarısız olduğu için böyle bir hikâyenin uydurulduğu ya da hiç çekilmediği gibi söylentiler kulaktan kulağa dolaşmış olsa da T. Demirağ’ın elinde bulunan filmden kısa bir parça korunarak günümüze kadar gelmiştir. “Evvel zaman içinde” desen anime filmi tümüyle çekildi mi bunu kesin olarak bilmiyor olsak da geçmişte Türk canlandırma sinemasının bu tip bireysel çabalarla var olabildiğini ve zaman zaman kendini toparlayıp özgün eserlere imza atan; fakat talihsizliklerle yeniden gerileyen bir yapıda olduğunu görebiliyoruz. Animasyon dünyasındaki gelişmeleri sanatsal ve teknolojik olarak takip etmenin çok zor olduğu bu günlerde kaleme hakim karikatüristlerin çabaları sayesinde başarılı bir başlangıç yapılmış. Özellikle siyasi olayların ardından bir ifade biçimi olarak animasyonun kullanıldığı dönemlerdeki örnekler, gösterildiği tüm ülkelerde beğeni toplamış, Türkiye’de de oldukça ilgi görmüştür. Diğer yandan bu gelişmeler, siyasi içerikli animasyon filmlerin yasaklanması ve hatta gösterildiği sinemaların dahi kapatılması ile sekteye uğramıştır.

Filmin, var olan bölümünden kareler.

Günümüzde Türk canlandırma sinemasının var olabilmesinin koşulları, eskiye oranla çok daha yorucu ve masraflı. Türk animasyonu var olmaya çalışırken, yabancı yapımlar gerek tarz, gerek içerik, gerekse teknik açıdan önemli bir sektörün parçası haline geldiler. Sektörün oluşturduğu standartlar izleyicide belli bir beklentiyi de beraberinde getirdi. Türk yapımı bir animasyon filminin, sinemalarda var olabilmesi için öncelikle güçlü finansörlere ihtiyaç duyulmaktadır. Zira bu alan, kapsamlı çalışma koşulları gerektirmektedir. Ülkemizde teknik açıdan bir gelişimi, maddi olanakları daha fazla olduğundan reklam sektöründe görebilmemiz mümkün.

Tüm bu sektörel yapılanmaya rağmen, işin bağımsız tarafında üretime devam edilmiyor demek haksızlık olur. Günümüzde uzun soluklu prodüksiyonlar belli bir teknolojik altyapının sağlanmasıyla var olabiliyorsalar da kişisel animasyonlar kendi varoluşlarını kendi imkânları dahilinde gerçekleştirebiliyorlar.

Bu üretimlerin gün ışığına çıkması, insanlarla paylaşılması animasyon dünyasını reklam sektörünün tekelinden kurtarıp, uluslararası festivallerde var olan bir yapıya kavuşmasını sağlayacaktır. Bu konuda festivaller ve özel gösterimler gibi organizasyonlara sürekli olarak ihtiyaç duyulmaktadır.

Turgut Demirağ kimdir?
1920 yılında Sivas’ta doğdu. Amerika’da Southern California Üniversitesi’nin Sinemacılık Bölümü’nde okudu (1939). 1945’de And Film şirketini kurdu. 1946’da Bir Dağ Masalı’yla yönetmenliğe başladı. Bir süre Türk Film Prodüktörleri Cemiyeti Başkanlığı yaptı. Yönetmen — yapımcı olarak pek çok önemli filme imzasını attı. 1987 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Kaynaklar:
Çeviker, Turgut; “Türk Canlandırma Sinema Tarihi”
Yapım Tarihi: 1995, Süresi : 30’
Turgut Demirağ, www.imdb.com/name/nm0218525 Erişim: 21.07.2007
Turgut Demirağ, www.biyografi.net Erişim: 21.07.2007

Volkan Ekşi - Eylül 2007 Grafik Tasarım dergisinde yayımlanmıştır.