Sayfa Sonu ↓

Altınoluk’tan eve dönüyorduk. Yolculuk esnasında ne oldu hatırlamıyorum ama herhalde üzerine konuştuğumuz bir şey nedeniyle sahibinden.com’a girip kendime listeler yapmaya karar verdim. Dünya kupası topları, eski elektronik cihazlar ve benzer tipte koleksiyonunu yaptığım objeler var. Arada sırada bunlardan bazılarını sahibinden.com'da yakalayabiliyorum. Ayrıca “fiyat tarihçesi” özelliği de faydalı bir özellik. Bir liste yapar, fiyatı düşen olursa alırım diye düşündüm.

O esnada -olacağı var ya- kaz dağları çevresindeki tarihi taş evlerin de olduğu bir liste yapayım dedim. 200.000 tl’den düşük olan taş evleri bu listeye eklemeye başladım. İlanları ekliyorum, içlerinde bildiğim köyler olduğu gibi ismini ilk kez duyduğum köyler de var. Epey düşük fiyatlara da evler var. Çok inancım yok ama fiyatlarını takip ederim en azından duygusuyla eklemeye devam ediyorum. 15 civarı evi listeye ekledikten sonra sıkıldım, elektronik diye favori listesi açtım, ona geçtim. Sonra da zaten araya başka bir şeyler girdi, kapattım öylece kaldı.

Tamış köyünde bir taş ev

Hemen ertesi gün, bir şekilde konusu açıldı, ben de Çiğdem’e yolda toparladığım listeyi gösterdim. “Emlakçıyı bir ara sor bakalım bu evlerin sorunu nedir, çok ucuz gözüküyorlar, illaki bir sebebi vardır ama bakarsın elinde işe yarar bir şey vardır bakarız gittiğimizde” dedim. Normalde çok ilgilidir emlak konusuyla, hemen arar diye düşündüm ama biraz baktı, sonra ararım, dedi. Hatta, akşam evden ararım demesine karşın sanıyorum o akşam da aramadı.


Bu arada biraz daha geri gitmem gerekli belki. Son Altınoluk ziyaretimizde ailecek Assos’ta İda Costa denen havalı taş otel’e çok yakın bir mevkide denize girmiş, orada boş bir ev görmüş, sahiplerini arayıp konuşmuş ve denize sıfır olan ve içinde de çok şirin odaları ve bahçesinde şahane bir fırını olan bu evi görerek epey heveslenmiştik. Ve dahi, sahipleri en fazla 1 yıllık kiralama konusunda ısrarcı olmayıp 2-3 yıllık bir anlaşmaya yanaşıyor olsalar belki de burayı kiralamıştık. Şimdi düşününce, iyi ki de yanaşmamışlar diyorum gerçi. Çevredeki evleri, özellikle taş olanlarını değerlendirmeye almak fikri belki de buradan hareketle yer etti zihnimde.


İlanlar arasından Çiğdem’in ilgisini çeken aşağıdaki ev olmuştu. Emlakçıyı aramış, konuşmuş. O taraflara geldiğimizde uğrayıp bakmak istediğimizi söylemiş. Emlakçı da o köy ve çevre köylerde uygun yerler olduğunu dile getirmiş. Bu arada eklemeden geçmeyeyim, bahse konu ev biz bakmadan önce 175.000 tl iken, biz baktıktan hemen sonra 215.000 tl’ye çıktı.

Tamış köyünde bir taş ev

Özellikle Adatepe son yıllarda çok popüler oldu. Yeşilyurt, Nusratlı, Ahmetçe de zaman zaman ziyaret ettiğimiz ama birşey satın almanın mümkün olmadığını da bildiğimiz köylerdi. İlanlardaki köylerin bazılarının isimlerini ise hiç duymadığımız için haritadan bakmak ihtiyacı duyduk. Sahile saydığım köyler kadar yakın olmasalar da çok fazla da uzak görünmüyorlardı. Bunlar, özellikle Tamış, Paşaköy, Babadere gibi köylerdi.

Tamış köyünde bir taş ev
Çiğdem, internetten köyleri araştırırken airbnb’den Tamış’ta kiralanan bu evi bulmuş. Bu ev, tamamdır, biz Tamış’a bakıyoruz demesinde etkili oldu.

Takip eden birkaç gün konu o taraflara gittiğimizde açılmak üzere kapanmıştı. Ta ki, bir arkadaşımız, "Çanakkale’ye gidiyorum geliyor musunuz" diye cuma günü öğle vakitlerinde arayana kadar. O gün de benim bitirmem gereken acil işlerim var, aklımızda hiç olmamasına karşın gitmek arzusundayız ama bir taraftan işlerimi bitirmem gerek. Öte yandan, Çiğdem, benim ehliyetim olmadığı için tek şoför olarak sürekli git gel yaptığımızda epey yorulduğundan bunu bir fırsat olarak görüyor ve gitmek istiyorduk. Saat 5′e kadar işlerimizi bitirmemizi bekleyebilirsen gelelim dedik. O da olabilir dedi ama bir süre sonra arayıp, Çanakkale’de kendisini bekleyenlerin olduğunu, çok trafiğe kalmadan çıkması gerektiğini söyledi. Tamam o zaman daha sonra gideriz dedik, işimize devam ettik. Lakin, aklımıza girmişti bir kere. Gitsek mi kalsak mı, gitsek mi kalsak mı derken, hadi gidelim, bu hafta sonu işimiz de yok, arayalım emlakçıyı ona da uğrayalım dedik ve saat akşam 10′da (ki gece yolda olmayı genellikle tercih etmiyoruz) düştük yola. Yolun sonuna doğru artık kendimi uyanık tutmakta ben zorlanıyordum, kuşkusuz Çiğdem de yorulmuştu artık ama bomboş olan yollar sayesinde 4 saat sonra Altınoluk’taki evimizdeydik.


Dedem ve dayılarım taşçıydılar. Genellikle şömine işi yaparlardı ben küçükken. Daha sonra şömine meselesi eskisi kadar rağbet görmediği için onlar da daha çok tamirat bakım gibi işlere yöneldiler. Anneannemin kardeşinin oğlu da dayılarım gibi taşçılığı bırakmış ve tamirata yönelmişti. Yaklaşık 35 yıldır o bölgede çalışır. Sabah kalkınca onu da arayıp bizimle ev bakmaya gelir mi diye sorduk. Şans ki işi yokmuş, seve seve geleceğini söyledi. Ona da anlattık yolda. Şöyle şöyle şartlarda, bu çevrede bir taş ev hayalimiz var, dedik. Çok eskiden “sen arsayı al, ben sana taş evi yapacağım” diye söz verdiğiniz de hatırlattım kendisine.

Koyulduk yola. Assos sahil yolundan Kayalar köyüne kırdık. Oradan Hüseyinfakı, Sazlı, Kozlu ve Büyük Husun’dan geçtik. Hüseyinfakı dışında kalanlar öylesine turistik hale gelmiş ki, o köylerde durmadık bile. Evet elbette çok güzel köyler.. Elbette şahane bir deniz manzarası.. Ancak, bizim bütçemizin yetebileceği türden yerler olmadığı çok belli. O nedenle köyde durup köylüye, emlakçıya yer var mı diye sormanın çok manası yoktu. Açıkcası bu köylerden geçtikten sonra hevesimiz bir parça kırılmadı da değil. Buralarda doğru düzgün ne varsa alınmış zaten, böyle işler için artık çok geç diye düşündüm kendi kendime.

Emlakçıyla Tamış köyündeki randevumuz 6′da idi. Epey bir vaktimiz vardı yani. Ben de dedim ki, yürüyün Babakale’ye gidelim, bir rakı içip güzel bir balık yiyelim, neşemiz yerine gelsin. Bastık Babakale’ye böylece. Bugüne kadar Babakale’ye 2 kez gitmişimdir. Anadolu'nun en güneybatı ucudur Babakale. Görece uzaktır, bu nedenle de çok sakin sessiz bir yerdir. Behram - Babakale rotası mutlaka görülmesi gezilmesi gereken bir rotadır. Behram’dan başlayan keyifli bir yol sizi Babakale’ye teslim eder.

Babakale’de Denizhan Restaurant’a gittik. Çok güzel manzarası ve aşırı lezzetli mezeleriyle beraber birer kadeh içtik. Otlu, yoğurtlu mezeleri lezizdi gerçekten. Kalamarı, karidesi de tadına doyum olmaz türdendi. Yediğimiz onca şeye karşın, düzgün de bir hesap ödedik ve Tamış randevumuz için yola koyulmak üzere Babakale'den ayrıldık.

Behram yolunda Tamış tabelasından sola dönerek içeriye girdik. Bu yolda epey bir gittikten sonra hepimiz uzakmış diye düşünmeye başlarken bir çaya geldik. Çayın üstündeki köprüden geçerken hissettiğim, -hani yarış oyunlarında finişi geçer ve bir miktar süre daha kazanırsınız ya- işte o tip bir duyguydu. Çayın güzelliği, etrafın yeşilliği yüzümüzü güldürdü. Güzel yerlermiş buralar diye düşünmeye başlamışken Tamış’a gelmeden hemen önceki köy olan Kulfal’ı da gözüme kestirdim. Bu köy de çok hoşuma giden lokasyonlardan biri oldu. Zaten hemen 3 km sonra Tamış’a vardık.

Tamış ile ilk temas

Nihayet köye vardıktan sonra birkaç taş evi geçerek, köy kahvesinin olduğu meydana geldik. Çevre köylere göre nispeten küçük bir meydandı bu. Küçük olmasına karşın 2 çay ocağı olan bir meydan. Küçük de bir bakkal bulunuyor. Bunun dışında pek birşey yok. Badem şekeri diye bir filmin çekildiği köyde filmde kullanılan şirin bir dükkan da yine bu meydanda bulunuyor. Oturup çaylarımızı içtikten sonra emlakçının peşine takılıp eve bakmaya gittik. Bu arada içtiğimiz çaylar ve sodalar için öylesine az bir para ödedik ki gerçekten bir köyde olduğumuz hissi daha da belirginleşti. Sahibinden'den bulduğumuz ev meydana çok yakın bir yerdeydi. Bize yetecek kadar bir bahçesi, yine bize yetecek kadar da odası bulunan şirin bir ev. İlk etapta ev hakkında düşüncelerim oldukça olumluydu. Evdeki halılara da bayıldım. Her şeyiyle tam bir köy evi. Bu ev, size yazının başında bahsettiğim gibi önce 175.000 tl olan ama bizden sonra 215.000 tl’ye çıkan ev. Dışarıya da bir ekmek fırını yapmışlar. Biz herhalde bunu alırız diye düşünerek, teşekkür edip evden ayrıldık. Biraz köyün yollarında yürüyelim, köye bakalım derken o esnada bizim için Tamış maceramızda en önemli kişi olan Yahya ile karşılaştık. Yahya, emlakçı değil ama köyde yaşayan biri olduğu için tüm satılık yerlere hakim bir arkadaş.

Yahya bize köyde birkaç ev daha gösterirken baktığımız ev ile ilgili de önemli bir bilgi verdi. Meğer baktığımız ev 2019 Ayvacık depremi sonrası “ağır hasarlı” raporu almış. Ben emlakçıların fırsat olarak sundukları her şeyde bir bit yeniği olduğu konusunda zaten temkinliyim, üstelik bu “ağır hasarlı” raporunun köylünün devletten para alıp toki konutlarından ev alması için bir anlamda “tezgah” olduğunun da idrakındayım ama yine bir kurnazlıkla karşı karşıya kalmaktan ötürü canım sıkıldığından baktığımız evi kafamdan tamamen sildim. Yahya bize köyün neredeyse bütün satılık evlerini gösterdi bu arada. Bu evler emlakçının bile satılık olduğunu bilmediği, Yahya gösterdikçe emlakçının da not ettiği evler oldu. Biz köyde böyle 5-6 eve daha baktık. Beğendiklerimiz oldu lakin "işte bu" dediğimiz ev açıkcası çıkmadı. Hatta artık gezecek ev kalmadığından baktıklarımızdan en beğendiğimiz ev için pazarlığa tutuştuğumuz evin sahibi teyze 100.000 tl’den bir kuruş dahi inemem dediğinden, "tamam o zaman biz düşünelim haber verelim" diyerek vazgeçtik. Belki de inseydi, orayı almaya niyetlenecektik.

Köye zaten 6 gibi gelmiştik. Oydu buydu, şuna tekrar derken hava kararmaya yüz tuttu. Artık dönmeye niyetlendiğimiz bir noktada Yahya “bir yer daha var göstereyim size” dedi. Tam ana yolun solunda 400 küsür metrekare bahçesi olan, kocaman bir taş evin kapısından içeri girdik. Gerçekten kocaman bir yer ve özellikle Çiğdem evi çok beğendi. Ancak satan ailenin oldukça sorunlu olduğunu hem Yahya hem emlakçı zikredince ben evden hemen soğudum. Çünkü tamamen keyfimiz için yaptığımız bu girişimin hiçbir noktasında canımızı sıkacak şeyler olmasını istemiyorum. Acelemiz yok, hemen yapmak zorunda değiliz, en güzeli olmasa da en keyif vereni olmalı diye düşünüyorum.

Tamış köyünde bir taş ev

Her neyse, bahçesi ve ev harika evet ama içini göremedik ve kesin satılıp satılmayacağını da bilmiyoruz, çünkü sahibi vazgeçiyormuş satmaktan dönem dönem. İstediği para da 300.000 tl. Evet, ev bu parayı hak eder ama bizim bütçemiz, yani bu işe kalkışırken planladığımız para kesinlikle bu değil. O nedenle ben aslında çok da istemiyordum. Ama Yahya ile konuştuk, "biz yarın da gelelim, anahtar alalım içine bakalım, içi de güzelse gidelim pazarlık edelim" dedik. Yahya da sağ olsun, ben buradayım ne zaman isterseniz gelin, gider konuşuruz dedi. Bu arada, atlamayayım, ilk baktığımız evin hemen bitişiğinde bir evi de gösterdi. Ancak oranın da anahtarı yok. Ama dış duvarında yıkık bir yer var. Oradan girip bakmak mümkün, ama Çiğdem’in kolu sakat olduğu için ben karşı çıktım. Anahtarı bulursanız bakalım, bulamazsanız devam edelim dedim. Zaten Yahya, yer için 300 civarı da istiyor dediği için hiç girmek bakmak istemiyordum açıkcası. Bakmadan yolumuza devam ettik o noktada. Bu arada bizimle birlikte köyü gezen yakın arkadaşım Hamza, tam o sırada o tartışmanın fotoğrafını çekmiş. Bu fotoğraf işte tam bahsettiğim anı belgeliyor. Önce girmeye gönüllü olmadığım bu yer daha sonra hayatımızda bir dönüm noktası olacaktı.

Baktığımız son evden sonra bindik arabaya döndük eve. Saat herhalde 10-11 civarıydı. Günün yorgunluğu ile şu ev mi bu ev mi kritik edemeden hemen uyuduk.


Ertesi sabah kahvaltı eder etmez yine düştük yola. Bu kez önce Hüseyinfakı köyünün muhtarını tanıdığımız için onunla görüşeceğiz köyde ev var mı diye soracağız. Oradan da tekrar Tamış’a geçeceğiz. Tamış’a geçerken emlakçıya da haber vereceğiz sözde ama benim böyle bir planım yok. Çünkü bize bütün köyü gezdiren Yahya iken Yahya'ya değil de başkasına komisyon vermenin bir anlamı yok. Kuşkusuz Tamış köyünden emlakçının sahibinden’e koyduğu ilan vesilesi ile haberimiz oldu ancak bunun bir satışın yüzde bilmem kaçı kadar komisyon almaya yeterli olmadığını düşünüyorum.

Tamış köyünde bir taş ev
Hüseyinfakı köyünde baktığımız ev.

Gittik Hüseyinfakı’ya ve buluştuk muhtar ile. Muhtar gerçekten aklı başında, makul, mantıklı kıymetli bir insan. Ne istediğimizi anlattık ve bize dedi ki bizim köyde sizin istediğiniz gibi 1 tane ev var. O eve bakın ve severseniz kaçırmayın. Açıkcası ben hem köyü hem de evi çok sevdim. (Fotoğraflar o eve ait) Evet çok işi var, evet masraflı ama Sazlı, Kozlu gibi köylere 3 dakika mesafede ve bir sonraki uçup gidecek köy belki de burası. 300 küsür metrekare olan bu eve istedikleri para da 270 bin tl idi. Bence tüm gördüklerimiz arasında özellikle lokasyonu sayesinde en olur ev bu idi. Baktık, düşünelim dedik ve Hüseyinfakı’dan ayrıldık. Benim için seçenekler artık 2′ye inmişti. Lokasyon ile öne çıkan mütevazı bir ev ile kocaman bahçesi olan kocaman bir taş ev. İkisi de yaklaşık aynı paralardı. Tamış’ta o evin de içini görünce ve sahibi ile görüşünce artık bu kararı verebilecektik. Ama, şu bir gerçek ki, Çiğdem’in gönlündeki ev Tamış’takiydi.

Muhtarla vedalaştıktan sonra bir an evvel Tamış’ın yolunu tuttuk. Benim kafamda artık emlakçıyı aramak gibi bir düşünce yoktu dediğim gibi. Herkes benimle aynı fikirde olmuş olmalı ki emlakçı lafzı hiç geçmedi bile. Tamış’a gittik, baktık ki, Yahya kahvede oturuyor. Evet dedik Yahya, kaldığımız yerden devam edelim. Yahya da hiç yadırgamadı. Ancak ilk haberi üzücü oldu. Özellikle Çiğdem’in çok beğendiği evin sahibi satmaktan vazgeçmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse ne şaşırdım ne üzüldüm. Zaten beklediğim bir gelişmeydi. Şimdi seçenekler benim için teke inmiş durumdaydı. Ama nihayetinde köyü gezecek yeni yerler de görecektik. Nitekim gördük de. Ve aralarından birkaçını çok da beğendiğimi söylemeliyim. Ama köydeki satılık meselesi öyle garip bir hal almış durumdaki, beğendiğiniz yeri satan kişi, ilgilendiğimiz için ya vazgeçiyor ya da fiyatı 2 katına çıkarıyordu. Bu sebeple ben artık kendi adıma sıkılmaya başlamıştım bu işten. İleri bir tarihe ve başka lokasyonlara erteleme kararı almak niyetindeydim.


Tamış köyünde bir taş ev

Fotoğraf en beğendiğim yerlerden birine ait. Ancak sahibine ulaşıp fiyatını öğrenemedik. Hala satılıksa kaçırmamak gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. İçerisinde şahane bir su kuyusu ve küçük ama şirin bir taş ev mevcut. Kocaman bahçesi olan, köydeki konumu ile de çok başarılı bir yer.

Bu arada köyün taştan yana hiçbir sıkıntısı yok. Restorasyon için gerekli taşlar evlerin bahçelerinde mevcut. Hiç olmadı köyün içinde ve çevresinde de taş yığınları dolu. Güvenilir bir taş ustası ile malzeme sıkıntısı yaşamadan rahatlıkla evinizi yapabilmeniz mümkün.

Uzatmayayım, ona baktık buna baktık, yine epey bir gezdik. Herhalde akşam üzerine yakın bir saate kadar, hangi yer bizim için en uygun diye dolandık durduk. Açıkcası 1-2 tanesini de gözüme kestirdim. Sonra yorulduk ve köy kahvesinde bir soluklanmak çay içmek için mola verdik.

Kader ağlarını örüyor

Çay molası esnasında bir şey oldu. Dün bakamadığımız yanından geçtiğimiz yer vardı ya, hah, işte oranın anahtarını sahibinin bir tanıdığına bıraktığını öğrendik. Yahya dedi ki, anahtarı bulduk oraya da bir bakın. Tamam dedik ama benim herhangi bir umudum yok bu konuda. Aklımda 2 yer var, birinin fiyatı belli değil, birinin belli ama işi çok. Herneyse, kalktık anahtarının getirileceği eve doğru yürüdük. Kapıya gittik, anahtar hala yok ortada, Yahya dedi ki şu kırık bahçe duvarından girin içeriye bakın. Ben gönüllü değilim bu konuda, zaten bahçeye girsek bile içerisindeki evin içini göremeyeceğiz nihayetinde. Bizimkiler yine de bir şekilde girmenin yollarına bakarlarken ben de hadi boşverin gidelim şurada 2 yer var onlara bakalım diyecekken -hop- birden anahtar geliverdi. İçeri girdik, bahçesini gördük ve o sırada birbirimize bakarken hepimizin yüzündeki ifade aynıydı. “Burası. Aradığımız yer tam olarak burası.” Hakikaten bahçe, bahçede bulunan yarı yıkık damlar, ve taş ev. Her şeyiyle bizim istediğimiz gibi bir yerdi. Evin anahtarı yoktu, Yahya önce kapıdaki asma kilidi kırmaya yeltendi, ama sonra farkına vardık ki, aslında asma kilit takılı bile değil. 2 katlı taş evin içini de gezince yere tamamiyle aşık olduk. Ve Yahya’ya biz burayı istiyoruz dedik. Yahya, 300 civarı bir şey istediklerini söyledi ve sahibinin telefonunu verdi.

Konuşulan rakam hiç bizim bu işe girişirken çıkacağımız bir nokta değildi. Hatta, bizim, şimdi alıp, seneye kullanmak gibi bir planımız da yoktu. Alıp kenara koyup birkaç sene sonra yaptırmak gibi bir fikrimiz vardı. Ama herhalde köyün ve taş evlerin cazibesine kapılıp tüm mevcut planlarımızı bir kenara koyduk. Uzatmayayım, evin sahibini aradık, babasından oğluna miras kalmış. Çanakkale’de yaşayan 40′lı yaşlarında biri. Dedik, biz gelmek görüşmek istiyoruz, uygunsan müsaitsen hemen bugün. Tamam dedi o da. 20:00′da Çanakkale’de bir kahvehanede buluşmak üzere sözleştik. Ayvacık’a yaklaşık 20 km mesafede Tamış köyündeyiz. Çanakkale’ye de 1 saat bilemedin 1 saat 15 dakika mesafedeyiz. Saat de yanılmıyorsam 5 civarı idi konuştuğumuzda.

Yahya’ya tekrar geleceğiz ve seni göreceğiz sözünü vererek köyden ayrıldık. Emlakçı bize Paşaköy’de birkaç yer var demişti, vakit varken ona da bakmadan bu işi bitirmiş olmayalım dedik ve Paşaköy’e de gittik. Emlakçının o sırada başka bir randevusu olduğundan, ahbabı olan köyün genç muhtarı bize bu yerleri gösterdi. Paşaköy lokasyon olarak çok başarılı bir köy öncelikle onu belirteyim. Ayrıca köyü de beğendim, şirin ve hareketli bir yer. Gösterdiği yerlerden köyün en tepe noktalarından birinde yıkık dökük ama çok güzel olan bir evi beğendim. 250 bin lira istiyorlar dedi muhtar. Buna değecek bir metrekarede olmasa da yeri itibarı ile yaşanacak bir ev olduğunu düşünüyorum. Tabii, kuşkusuz masrafı ve işi çok bir ev.

Paşaköy’ü de görüp artık aklımızdan çıkarınca düştük Çanakkale yoluna. Yolda durup bir köfte yedikten sonra Çanakkale’nin merkezine girip 20:00′da bahsi geçen kahvede buluştuk Baki Bey ile. Kısa bir sohbet neticesinde biz onun doğru düzgün bir insan evladı olduğuna kanaat getirdikten ve o da bizim niyetimizde ciddi olduğumuza emin olduktan sonra pazarlığımızı da ettik ve 295′e anlaştık. Kendisinden tapunun fotoğrafını istedik ve Çanakkale’den ayrıldık. Evde olduğumuzda sanırım saat 12′ye geliyordu. Tapunun fotoğrafı geldi ve kapora olarak 5000 tl’mizi hemen ertesi gün gönderdik. Ardından, Baki Bey tapudan randevu aldı. Tam 5 gün sonra cuma günü için. Ve şimdi bu satırları perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında yazıyorum. Sabah tapuya gitmek üzere birazdan uykuya dalacağım.

İlk söyleyeceğimi sona bırakmışım. Bu hikaye, beyaz yakalının köyü yeniden keşfi hikayesi değil. Köyün dokusuna, tezeğin kokusuna, köylünün gül yüzüne, doğaya, çiçeğe böceğe hasretle giriştiğimiz bir iş değil. Ha, bunlar kötü şeyler mi kati suretle değil. Ancak, bizim maceramız, köyümüze dönmek üzerine bir maceradan ziyade, havuzuyla, barıyla, barbeküsüyle paramızın yettiği kadarıyla kendimize lüks bir alan yaratabilmek. Denize yakın olmasındansa bize bunları sunacak bir yer olması önceliğimizdi. Nitekim görece uzağa gitmemize de bu sebep oldu. Bu arada tapuya gittik ve 14 Ağustos 2020 tarihinde evi aldık. 9:15′te idi randevumuz. 11:30 gibi tapudaki işimiz bitti. Ve artık Çanakkaleli olduk.


Tamış köyünde bir taş ev

Bir "hayırlı olsun"unuzu alırız

Eve bu kez sahibi olarak döndük. Nereye ne yapılacak hararetli bir tartışma süreci başladı hemen. Süreç çok hızlı işledi ama açıkcası şu ana kadar pişman olduğumuz bir karar vermedik. 295.000 tl’ye aldık evi. 511 metrekare içinde 2 katlı bir taş ev ve yarı yıkık olmak üzere eskiden dam olan ama şimdi bizim ev olarak kullanacağımız biri yine taş biri tuğla 2 alan ve bir de hayvanların barındığı bir yer bulunuyor. Ben kendi adıma verdiğimiz paranın karşılığını aldığımızı zaten düşünüyorum ama bilen bilmeyen kimseden de “pahalıya almışsınız” gibi bir laf duymadım -ki biliyorsunuz bir klasiktir bu söz aldıktan sonra. ..geçen hafta 150 liraya daha iyisi satıldı diye devam eder..- Evet, köyde bazı güzel yerler çok çok uygun paraya alınmış ama bu geçtiğimiz senelerde olmuş. Bundan sonra ibre hep yukarıyı gösterecektir kanaatindeyim. İşin doğrusu çok da ilgilenmiyorum çünkü biz tam istediğimiz gibi bir yere ödeyebileceğimiz miktar parayla sahip olduk. Bizim için bundan sonrası bu yeri tam istediğimiz gibi bir yaşam alanına çevirmek..

Tamış köyünde bir taş ev
Evin bahçesinin bir kısmı ve bahçeden görünen manzara. Evden görünen yol ise zannediyorum Tuzla köyüne giden yol.
Tamış köyünde bir taş ev

Ağaçlar kurumaya yüz tutmuş. Uzun süredir hiç bakılmayan bahçeyi otlar kaplamış. 4-5 tane badem ağacı bulunuyor bahçede. Kurur halleriyle bile bize epey badem yedirdi. Üzüm salkımlarını sökmek zorunda kalacakmışız. Ağaçları olabildiğince tutmak gayesindeyiz. Kurtarabildiğimizi kurtaracağız.

Tamış köyünde bir taş ev

Tuğla eve de aşık olduğumuz için hiç dokunmayacağız. Çatısı çökmüş vaziyette. Çatısı yapılacak, dışının tadilatları, pencereleri ve sonra da içinin elden geçmesi gerekiyor. Tuğla eve bitişik olan sağdaki hayvan barınağını ise yıkacağız. Evin önündeki badem ağacı neredeyse kurumuş. Kurtarabilirsek ne ala. Bademi aşılayarak kayısı almak da mümkünmüş. Bu da yeni bir bilgi oldu benim için. Belki önümüzdeki senelerde kayısıyı kendi bahçemizden yeriz.

Tamış köyünde bir taş ev

Fotoğraf 1: Taş ev hep hayalimdi demek istemiyorum zaten herhalde 100 kişiden 96′sının hayalidir. Ancak bu sevdada ciddi olduğumun göstergesi olmuş oldu bu girişim.
Fotoğraf 2: Deniz manzaramız yok belki ama Midilli Adası manzaramız var.

Tamış köyünde bir taş ev

Taş ev ile tuğla ev arasındaki mesafe. Tuğla eve bitişik 20-25 metrekare büyüklüğünde bir taş ev daha bulunuyor. Fotoğrafta görünen küçük bir incir ağacına sarmalanmış asma. Bakımsızlıktan ötürü anlamsız şekilde yayılmış. Muhtemelen kökü hariç kesip yeniden kontrollü olarak büyüteceğiz.

Tamış köyünde bir taş ev

Fotoğraf 1: Yıkılacak olan hayvan barınağı.
Fotoğraf 2: Bugünün mimari anlayışına kıyasla eskiler ne kadar zevklilermiş diye düşünmeden edemiyor insan. Açıkcası baca biraz alakasız kondurulmuş gibi ama o bile şirin gözüküyor.

Tamış köyünde bir taş ev

Bir başka açıdan senelerdir bakımsız kalmış olan asma ve incir. İnşaat esnasında zarar göreceği için üzerindeki şahane üzümleri toplayıp keseceğiz. Çok arsız bir bitki olduğu için üzülmemize gerek yokmuş. Yalnızca 1 yaz sonra eski haline kavuşacak umuyorum.

Tamış köyünde bir taş ev

Fotoğraf 1: Tuğla evin içerisindeki şömine. Özellikle soğuk kış hafta sonları bu şöminenin başında geçecek diye düşünüyorum. Taş ev yazlık olarak tuğla ev de kışlık olarak kullanılmaya uygun. Diğer küçük taş ev ise muhtemelen atölye olacak.
Fotoğraf 2: Tuğla evin oda kısmı. Epey büyük bir alana sahip. Çatısı sıfırdan yapılacak. Muhtemelen sıvaları söküp tuğlayı ortaya çıkaracağız içeride de.

Tamış köyünde bir taş ev

Fotoğraf 1: Taş evin içerisinde yapılacakları konuşuyoruz. Burada da çok işimiz var. İçini tamamen indirip kuvvetlendirecek ve sonra tekrar yapacağız. Alt katın tavanı alçak, üst katın ise yüksek. Alt katı biraz yükseltebileceğiz bu sayede.
Fotoğraf 2: Binaların dışı gibi içleri de inanılmaz. Ara duvarlar, saman karışımlı harç altına kereste ve arasına kozalak koyarak yapılmış.


Cumartesi günü tekrar eve gittik. Yüksel dayımın ilk icraati su saatini değiştirmek ve suyu bağlamak oldu. Evin neresine ne yapacağız yerinde incelemelerle geçen bir gün daha. Belli ki bu kısmı inşaat başlayana -dolayısıyla para harcayana kadar- çok keyifli. Şimdilik bunun keyfini çıkarıyoruz.

Bu arada Yüksel dayımın tavsiyesi üzerine gittiğimiz eski Asos yolu üzerindeki Köşk Et Sarayında hem sabah kahvaltımızı ettik hem de dönerken akşam yemeği yedik. Kahvaltısı da et yemekleri de leziz olduğu kadar fiyatları da çevredeki muadillerine göre makul olan bir yer.


Kullanılmayacak yerlerin yıkılması ve bahçedeki tüm moloz çalı çırpının atılması için Yahya’nın ayarlayacağı kişiler 2300 tl fiyat vermişler. Aslında başta kabul eder olduk ama daha sonra kendimiz yapmaya karar verdik. Karar verdik vermesine de bu karara uyacak, uysak da yapabilecek miyiz onu önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İstanbul’a bu kez Çanakkale üzerinden dönelim dedik ama öylesine pişman olduk ki. Tuzla, Tavaklı, Ezine üzerinden gelirken yol şahaneydi. Ancak sonra ana yola çıkıp Lapseki’ye geldik ve burada 2 saate yakın feribot kuyruğu bekledik. Oradan da 4 saate yakın araç sürerek eve vardık. 7-8 saatte geldik eve yani. Balıkesir üzerinden gelmek (Osmangazi - Kuzey Marmara - Edremit - Altınoluk - Ayvacık) daha pahalı ama kısıtlı bir zamanınız varsa daha mantıklı. Belki Çanakkale köprüsü bittiğinde tekrar deneriz. Ama o zamana kadar kullanacağımızı sanmıyorum.


Son verdiğimiz kararlar şu şekilde oldu;
Ana binanın dışına dokunmayacağız. Sadece tadilatını yapacağız. Pencereleri kaldırıp salondan dışarıya açılan sürmeli cam koymak gibi bir fikrimiz vardı, iptal ettik. Hem binanın orijinal yapısını muhafaza edecek hem de maceraya girişmemiş olacağız. Camları bir miktar büyütmek ve aşağıya doğru genişletmek mümkünmüş. Bunu yapmayı planlıyoruz. Tabii pencereler değişecek ama ne ile değişecek henüz karar vermiş değiliz. Pimapen mi, demir doğrama mı yoksa ahşap mı? Bu sonraki bir karar. Evin içini komple indireceğiz. 4 tarafından demir ile destekleyecek veya tüm iç duvarı gaz beton ile öreceğiz. Daha sağlam olması için. Önce işimiz içeride kalmış olan eşyaları çıkarmak ve duvarlardaki sıvaları sökmek olacak. Sonra iç duvarları kıracağız. Ana binanın girişindeki kiremitle örülü duvarı yıkacağız. Dış kapının yanındaki pirket duvarı yıkacağız. Hayvan barınağının duvarlarını ve hayvan barınağının köşesindeki pirket duvarı da yıkacağız. Bunlar zaten muhtemelen bir sonraki birkaç gidişimizin konusu olacak. Ağustos’u ve hatta belki Eylül’ü de bu işleri yaparak geçireceğiz.

Bir kararımız da eski bir kamyonet almak oldu. 40.000 tl’yi geçmeyecek, getir götür işlerini yapabileceğimiz, inşaat esnasında kullanılabilecek ve hatta sonra belki kış şartlarında gelip gitmek için daha elverişli olabilecek bir kamyonet.


Tamış köyünde bir taş ev

Eve şu ana kadarki harcamalarımız ise şöyle oldu;
150 tl’ye tırmık ve yeni bir su saati aldık. 150 tl bahçenin otlardan temizlenmesi için verdik. 135 tl balyoz, eldiven, baret, ilaçlama pompası ve koruyucu gözlük için ödedik.

Kırıp dökme işleri başladı

Kırma dökme işini kendimiz yapmaya karar vermiştik biliyorsunuz. Ancak Yahya’ya bu kararımızı söylemediğimiz için onlar başlamışlar bile. Sonra iyi ki de öyle olmuş dedik gerçi. Çünkü, evin içini bile zor boşalttık, kırıp dökmeyi kim bilir ne kadar zamanda yapacaktık. Hayvan barınağının kırılması, ana taş binanın kapısının önündeki kiremitlerin kırılması, dış kapının yanındaki ve hayvan barınağının yanındaki tuvalet pirket duvarların yıkılması, girişteki taş binanın içerisinin temizlenmesi ve bahçenin traktörle boşaltılması için 2000 tl ödedik. (300 tl indirim yaptılar evdeki bazı işlerine yarayacak malzemeleri almak karşılığında.) Yine nalburdan bazı ihtiyaçlar için de 85 tl daha ödemişiz.


Tamış köyünde bir taş ev

Temizlenince bahçe ortaya çıktı. Ağaçların da bakımını bir miktar yaptık ama tekrar bir elden geçirmek gerekecek.

Tamış köyünde bir taş ev

Bahçenin en köşesinden çekilen bu panaromik fotoğrafta evin tümünü ve manzarayı görmek mümkün.


Tamış köyünde bir taş ev

Mehmet Ali ve kardeşi normalde odun kömürü işi yapıyorlarmış. Ama, şu sıralar pek talep görmemesi ve mevsim odun kömürü yapmak için müsait olmadığı için (sıcaklar nedeniyle üretim alanının çevresinde yangın çıkma ihtimali çok yüksek oluyormuş) her türlü işi yapıyorlar. Bizim de epey işimizi çözdüler sağ olsunlar. Bu kare de tam öncesi / sonrası karesi olmuş. Bakalım, kısmet.

Tamış köyünde bir taş ev

Bu panaromik fotoğraf da bir başka öncesi/sonrası için dursun bakalım burada.


Evin eski sahiplerinin çocukları bazı eşyaları almak için müsaade istemişlerdi. O nedenle içerideki eşyaları çıkaramamıştık ama bu hafta aldılar ve geri kalanları çıkardık. İşe yarayacakları ihtiyacı olan köylüler gelip aldı, işe yaramayacak olanlar ise atıldı. Evi de nihayet ilaçladık. Ana taş bina tadilat için hazır duruma geldi böylece.

Tamış köyünde bir taş ev

Yahya’dan fotoğraflar geldi. Küçük taş evin içi de temizlendi. Gerçi, temizlenince pek de “küçük” olmadığı ortaya çıktı. Çıkan toprak da bahçede kullanılacak.


Tamış köyünde bir taş ev

Yahya'dan yeni fotoğraflar geldi. Yapılacaklar listesinden bir kalem daha eksilmek üzere.

Ayvacık ve köylerine ulaşım

Bizim gibi hafta içi İstanbul'da çalışıp hafta sonu köyünüze dönmek üzerine bir hayat kurmak istiyorsanız buranın hafta sonu gitmeye değecek uzaklıkta olması gerek. -ki biz çok uzun süredir her hafta sonu olmasa da Altınoluk'taki evimize özellikle yazın 2-3 haftada bir gidiyorduk. Yola alışık ve aşinayız bu sebeple.

Balıkesir'e ulaşım Osmangazi köprüsü ve takip eden ücretli yol sayesinde gerçekten süre olarak daha makul bir hal aldı. Maliyetli ama feribot ile gittiğinizde ödediğiniz ile kafa kafaya geliyor. Feribot veya ücretli yolu kullanmıyorsanız da hafta sonu için gitmeye değmeyeceğinden bu ikisinden birini tercih etmek gerekiyor.

Çanakkale'ye bağlı olsa da Ayvacık için de Balıkesir güzergahı hala daha mantıklı. Belki yapılacak olan Çanakkale köprüsü bu denklemi değiştirebilir ama o zamana dek Tekirdağ - Çanakkale yolunu kullanmanızı tavsiye etmem. Geçen gün değişiklik olsun diye o yolu kullanalım dedik ve 8 saat sonra ancak eve vardık.

Güzel rotalardan biri de feribot ile Bandırma ve Biga üzerinden Çanakkale ve Ayvacık yapmak olabilir. Hatta arabayı Bandırma'da bir otoparkta bırakıp feribota araçsız binip Bandırma'dan araçla devam etmek de çok ekonomik bir çözüm olabilir. Bu, bizim de ileride denemeyi planladığımız bir ulaşım alternatifi.

Ayvacık'tan sonrası kolay. Özellikle bizim köye 3-4 farklı ulaşım olanağı var. Asos tarafından, Tuzla tarafından veya direkt Ayvacık'ın içerisinden olmak üzere.

Özetle, Balıkesir ve Çanakkale'nin, İstanbul'dan 4-5 saat ortalama ile ulaşılabilir olmaları sebebiyle tercih edilebilir şehirler olduklarını düşünüyorum. Yine İzmir yolu üzerinden Ayvalık, Bergama, Dikili gibi yerler de benzerlik gösteriyor zamanlama açısından. Oralar da tercih edilebilir -ki bizim radarımızda ilk Bergama bulunuyordu.


Çanakkale ve deprem

Çanakkale ve özellikle Ayvacık mevkii son yıllarda epey deprem gören bir yer. Bu depremler çok şiddetli olmasa da bölge halkını tedirgin etmeye yetiyor. Deprem, Türkiye'nin olduğu gibi, Çanakkale'nin de gerçeği. Bundan kaçmak değil korunmak gerektiği kanaatindeyim. Bölgede yakın zamanda meydana gelen depremler nedeniyle köylülerin bir kısmı evlerini terketmişler. Ancak bunun, zaten gerçekleşecek bir kaçışın hızlandırıcısı olduğu kanaatindeyim. Devlet desteği alabilmek için depremde hasar görmemiş ama uzun yıllardır bakımsızlık nedeniyle hasarlı hale gelmiş evlerine ağır hasarlı raporu çıkarttırıyor köylüler. İstanbul'da içinde yaşadığımız binalarda depreme yakalandığımızda yapacağımız tek şey binanın yıkılmamasına dua etmek olabilir. Köyde zaten daha çok bahçede bir yaşam tasarladığımızdan bir deprem durumunda bahçede kalabileceğimiz araç gereci muhafaza edersek böyle bir durumla baş etmemiz daha kolay olur diye düşünüyorum.

Uzun lafın kısası, "deprem" kelimesi bile sizi ürkütmeye yetiyorsa sizin için doğru adres körfez ve civarı olmayabilir.


Tamış köyünde bir taş ev

Yahya'dan son fotoğraflar da geldi. Tadilat öncesi temizlik işi bitti. Şimdi sıra bizde. Muhtemelen ilk iş ana taş binanın çatısını yapmak olacak.


Tamış köyünde bir taş ev

(14.09) Bu hafta sonu çok kıymetli dostum, abim Ömer Durmaz'ı ağırladık henüz inşaatı başlamamış evimizde. Onun da onayını ve fikirlerini aldık. Canım Defne de köyümüzü ve evimizi pek sevdi. Daimi misafirlerimizin olurunu aldık kısacası.

Tamış köyünde bir taş ev

Herhalde bizden çok bu minikler yaptığımız mekanın keyfini çıkaracak. Eh, iyi ki de öyle olacak. Onlara ideal bir gelecek emanet edemesek de mutlu olacakları bir 511 metrekarenin sözünü verebiliyoruz. Ne mutlu bize.

Tamış köyünde bir taş ev

Ömer'in kadrajından evimiz.. hatta evimiz ve diğer minik evlerimiz ve badem ağacımız..

Tamış köyünde bir taş ev
Tamış köyünde bir taş ev
Tamış köyünde bir taş ev
Tamış köyünde bir taş ev

Ömer Durmaz'ın kadrajından evin içinden bir takım detaylar.

Tamış köyünde bir taş ev

Havuzun tam yerini ve ölçülerini neredeyse belirledik. 3,5 metreye 6 metre gibi bir ölçüye karar verdik. Ancak 6 metre kısmını biraz daha uzatmamız söz konusu olabilir. Muhtemelen kullanılacak malzemelerin fiyatları belirleyecek son ölçüleri.

Tamış köyünde bir taş ev
Soldaki yapıyı atölye olarak kullanacağım. Sağdakini ise misafir evi veya küçük olması ve içinde şömine bulunması sebebiyle kışlık olarak kullanacağız.

Aklıma gelmişken, sizin de aklınızda böyle bir iş varsa, "bu devirde arsa almak imkansız, bu devirde taş ev almak imkansız" gibi lafları bir kenara koyun ve yetebildiğiniz kadarını nerede bulabilecekseniz onun peşine düşün. Gereksiz nasihatlarda bulunmak istemiyorum ama bu yazıyı buralara kadar okumuş birinin de en azından benzer arzular taşıdığı kanaatiyle belirtmeden geçemiyorum. Ne kadar paranız olursa olsun, kendinize ait bir mekan yaratmanın muhakkak bir yolu var. Ne istediğinizi bilmek bunun ilk ve en önemli adımı.


Tamış köyünde bir taş ev
Evde bulduğumuz misketler ve bizim köyden önceki köy Kulfal'ın girişindeki su birikintisi.

Bir takım değişiklikler var. Ekim başında dayımlar çatıyla işe başlayacaklar. Ancak onlardan önce muhtemelen haftaya köyden taş ustaları küçük taş bina ve bahçe duvarlarını örecekler. Taş işini dayımlar yapmayacak yani. Bugün ustalarla buluşup ne yapılacak, ne sürede ve kaça yapılacak bunları konuşacağız. Konuşmamızın sonucuna göre evde çalışmalar haftaya başlayabilir.

Tamış köyünde bir taş ev
Taş ustaları ile anlaştık. 21 Eylül Pazartesi veya 22 Eylül Salı günü işe başlayacaklar.

Yazının ikinci bölümü için tıklayın.


soru ve önerileriniz için voleksi@gmail.com