Altınoluk’tan eve dönüyorduk. Yolculuk esnasında ne oldu hatırlamıyorum ama herhalde konuşulan bir şey nedeniyle sahibinden.com’a girip kendime listeler yapmaya karar verdim. Dünya kupası topları, apple’a ait eski ürünler ve birkaç tane daha bu tip topladığım ürünler var. Hem onlara bakayım hem de bir liste yapayım bulduklarımla diye düşünerek. Sahibinden’in “fiyat tarihçesi” özelliği faydalı bir özellik. Düşen olursa alırım diye düşündüm. O esnada yine herhalde şeytan dürtmüş olsa gerek, kaz dağları çevresindeki tarihi taş evlerin de olduğu bir liste yapayım dedim. 200.000 tl’den düşük olan taş evleri bu listeye eklemeye başladım. İlanları ekliyorum, içlerinde bildiğim köyler olduğu gibi ismini ilk kez duyduğum köyler de var. Epey düşük fiyatlara da evler var, çok inancım yok ama ekleyeyim fiyatlarını takip ederim en azından duygusuyla işime devam ediyorum. 15 civarı evi ekledikten sonra sıkıldım, elektronik diye bir favori listesi açtım, ona geçtim. Sonra da zaten yine başka bir şeyler girdi araya, kapattım kaldı öyle.

Bir yolculuk öncesi ritüeli

Hemen ertesi gün, yine neden sebep bilmiyorum bir şekilde konusu açıldı, ben de Çiğdem’e yolda toparladığım listeyi gösterdim. “Emlakçıyı bir ara sor bakalım var mı bir sorunları, çok ucuz gözüküyorlar, illaki bir sebebi vardır ama bakarsın elinde işe yarar bir şey vardır bakarız gidince” dedim. O da çok ilgilidir normalde konuyla hemen arar ama biraz baktı sonra ararım dedi. Hatta, akşam evden ararım demesine karşın sanıyorum o akşam da aramadı. Ertesi gün ancak aradı.


Bu arada hatırıma gelmişken biraz daha geri gitmem gerekli belki. Son ziyaretimizde ailecek Asos’ta ida costa denen taş otel’e çok yakın bir mevkide denize girmiş, orada boş bir evi görmüş, sahiplerini arayıp konuşmuş ve denize sıfır olan ve içinde de çok şirin odaları ve fırını olan bu evi görerek heveslenmiştik. Ve dahi, sahipleri yıllık kiralama konusunda ısrarcı olmayıp 2-3 yıllık bir anlaşmaya yanaşıyor olsalar belki de kiralamıştık. Ama iyi ki de yanaşmamışlar desem yeridir sanıyorum. Çevredeki taş evleri tekrar değerlendirmeye almak fikri belki de buradan hareketle yer etti zihnimde.


İlanlar arasından Çiğdem’in ilgisini çeken aşağıdaki ev olmuştu. Emlakçıyı aramış, konuşmuş. O taraflara geldiğimizde uğrayıp bakmak istediğimizi belirtmiş. Emlakçı da o köy ve çevre köylerde uygun yerler olduğunu dile getirmiş. Bu arada ev biz bakmadan önce 175.000 tl iken, biz baktıktan hemen sonra 215.000 tl’ye çıkarıldı.

Gezginci ruhumuz

Özellikle Adatepe son yıllarda çok popüler oldu. Yeşilyurt, Nusratlı, Ahmetçe de zaman zaman ziyaret ettiğimiz ama bir şey satın almanın pek mümkün olmadığını da bildiğimiz köylerdi. İlanlardaki köylerin bazılarının isimlerini ise hiç duymadığımız için haritadan bakmak ihtiyacı duyduk. Sahile çok yakın olmasa da çok fazla da uzak görünmüyorlardı. Bunlar Tamış, Paşaköy, Babadere gibi köylerdi.

Gezginci ruhumuz
Çiğdem, internetten köyleri araştırırken airbnb’den Tamış’ta kiralanan bu evi bulmuş. Bu ev, tamamdır, biz Tamış’a bakıyoruz demesinde etkili oldu.

Takip eden birkaç gün konu o taraflara gittiğimizde açılmak üzere kapanmıştı. Ta ki, bir arkadaşımız, "Çanakkale’ye gidiyorum geliyor musunuz" diye cuma günü öğlen arayana kadar. O gün de benim bitirmem gereken acil işlerim var, aklımızda hiç olmamasına karşın gitmek arzusundayız ama bir taraftan işlerin bitmesi gerek. Öte yandan, Çiğdem, benim ehliyetim olmadığı için tek şoför olarak sürekli git gel yaptığımızda epey yorulduğu için bunu bir fırsat olarak görüyor ve gitmek istiyorduk. Saat 5′e kadar işlerimizi bitirmemizi bekleyebilirsen gelelim dedik. O da olabilir dedi ama bir süre sonra arayıp, Çanakkale’de kendisini bekleyenlerin olduğunu, çok trafiğe kalmadan gitmesi gerektiğini söyledi. Tamam o zaman daha sonra dedik, işlere devam ettik. Lakin içimize bir kurt da düşmüştü. Gitsek mi kalsak mı, gitsek mi kalsak mı derken, hadi gidelim, bu hafta sonu işimiz de yok, ara emlakçıyı ona da uğrayalım dedik ve saat akşam 10′da (ki gece yolda olmayı genellikle tercih etmiyoruz) düştük yola. Yolun sonuna doğru artık kendimi uyanık tutmakta ben zorlanıyordum, kuşkusuz Çiğdem de yorulmuştu artık ama biz bomboş yollar sayesinde sadece 4 saat sonra Altınoluk’ta evdeydik.


Benim dedem ve dayılarım taşçıydılar. Genellikle şömine yaparladı ben küçükken. Daha sonra şömine meselesi zaman içerisinde şekil değiştirdiği için onlar da daha çok tamirat bakım gibi işlere yöneldiler. Anneannemin kardeşinin oğlu da dayılarım gibi taşçılığı bırakmış ve tamirata yönelmişti. Yaklaşık 35 yıldır o bölgede çalışır. Sabah kalkınca onu da arayıp bizimle ev bakmaya gelir mi diye sorduk. Şans ki işi yokmuş, seve seve geleceğini söyledi. Ona da anlattık yolda. Şöyle şöyle şartlarda, bu çevrede bir taş ev hayalimiz var, dedik. Çok eskiden “sen arsayı al ben sana taş evi yapacağım” sözünü hatırlattım kendisine.

Koyulduk yola. Asos sahil yolundan Kayalar köyüne kırdık. Oradan Hüseyinfakı, Sazlı, Kozlu ve Büyük Husun’dan geçtik. Hüseyinfakı dışında kalanlar öylesine turistik hale gelmiş ki, o köylerde durmadık bile. Evet elbette çok güzel köyler.. Elbette deniz manzarası.. Ancak bizim bütçemizin yetebileceği türden yerler olmadığı çok belli. O nedenle durup köylüye emlakçıya yer var mı diye sormanın çok manası yoktu. Açıkcası bu köylerden geçtikten sonra hevesimiz bir parça kırılmadı da değil. Buralarda doğru düzgün ne varsa alınmış zaten, böyle işler için artık çok geç diye düşündüm yine kendi kendime.

Emlakçıyla Tamış köyündeki randevumuz 6′da idi. Epey bir vaktimiz vardı yani. Ben de dedim ki, yürüyün Babakale’ye gidelim, bir rakı içip güzel bir balık yiyelim, neşemiz yerine gelsin. Bastık Babakale’ye böylece. Babakale’ye 2 kez gitmişimdir bugüne kadar. Türkiye’nin en güneybatı ucudur Babakale. Görece uzaktır, bu nedenle de çok sakin sessiz bir yerdir. Behram Babakale rotası da mutlaka görülmeli. Behram’dan başlayan keyifli bir yol sizi Babakale’ye teslim ediyor.

Babakale’de Denizhan Restaurant’a gittik. Çok güzel manzarası ve aşırı lezzetli mezeleriyle beraber birer kadeh içtik. Otlu, yoğurtlu mezeleri enfesti gerçekten. Kalamarı, karidesi de tadına doyum olmaz türdendi. Yediğimiz onca şeye karşın, düzgün de bir hesap ödedik ve Tamış randevumuz için yola koyulmak üzere kalktık.

Behram yolunda Tamış tabelasından sola dönerek içeriye girdik. Bu yolda epey bir gittikten sonra uzakmış diye düşünürken bir çaya geldik. Çayın üstündeki köprüden geçerken hissettiğim, hani yarış oyunlarında finişi geçer ve bir miktar süre daha kazanırsınız ya öyle bir duyguydu. Çayın güzelliği, etrafın yeşilliği yüzlerimizi tekrar güldürdü. Güzel bir yer aslında diye düşünmeye başladık. Tamış’a gelmeden hemen önceki köy olan Kulfal’ı da gözüme kestirdim. Zaten 3 km sonra Tamış’a vardık.

Tamış ile ilk temas

Nihayet köye geldikten sonra birkaç evi geçerek, köy kahvesinin olduğu meydana vardık. Çevre köylere göre nispeten küçük bir meydandı bu. Küçük olmasına karşın 2 çay ocağı olan bir meydan. Küçük de bir bakkal bulunuyor. Bunun dışında bir şey yok. Badem şekeri diye bir filmin çekildiği şirin bir dükkan da yine bu meydanda bulunuyor. Oturup çaylarımızı içtikten sonra emlakçının peşine takılıp eve bakmaya gittik. Bu arada içtiğimiz çaylar ve sodalar için öylesine az bir para ödedik ki gerçek bir köyde olduğumuz hissi daha bu noktada hasıl oldu. Meydana çok yakın bir yerdeydi sahibinden üzerinden seçtiğimiz ev. Bize yetecek kadar bir bahçesi, yine bize yetecek kadar da odası bulunan şirin bir ev. İlk etapta ev hakkında düşüncelerim oldukça olumluydu. Hele evdeki halılara bayıldım. Her şeyiyle bir köy evi. Bu size yazının başında bahsettiğim baktığımızda 175.000 tl olan ama bizden sonra 215.000 tl’ye çekilen ev. Dışarıya da bir ekmek fırını yapmışlar. Biz herhalde bunu alırız diye düşünerek, teşekkür edip evden çıktık. Biraz köyün yollarında yürüyelim, köye bakalım derken o esnada bizim için belki de Tamış maceramızda en önemli isim olan Yahya ile karşılaştık. Yahya, emlakçı değil ama köyde kalan gençlerden biri olduğu için köyde tüm satılık yerlere hakim bir adamcağız. Doğrusunu söylemek gerekirse, neredeyse almak üzere olduğumuz evi alırsak bunda Yahya’nın payı öylesine büyüktür ki. Yahya bize birkaç ev daha gösterirken baktığımız ev ile ilgili de önemli bir bilgi verdi. Meğer baktığımız ev 2019 Ayvacık depremi sonrası “ağır hasarlı” raporu almış. Ben emlakçıların fırsat olarak sundukları her şeyde bir bit yeniği olduğu konusunda zaten temkinliyim, üstelik bu “ağır hasarlı” raporunun köylünün devletten para alıp toki konutlarından ev alması için bir anlamda “tezgah” olduğunun da idrakındayım ama yine bir kurnazlıkla karşı karşıya kalmaktan ötürü canım sıkıldığından baktığımız evi kafamdan tamamen sildim. Yahya bizi köyde birkaç eve daha götürdü bu esnada. Bu evler emlakçının bile satılık olduğunu bilmediği, Yahya gösterdikçe not ettiği evler oldu. Biz köyde böyle 5-6 eve daha baktık. Beğendiklerimiz oldu lakin işte bu dediğimiz ev açıkcası olmadı. Hatta, artık birini seçin dedikleri için pazarlığa tutuştuğumuz evin sahibi teyze 100.000 tl’den bir kuruş dahi inemem dediği için, tamam o zaman biz düşünelim diyerek vazgeçtik. Belki de inseydi, orayı almaya niyetlenecektik.

Gezginci ruhumuz
Önce girmeye gönüllü olmadığım bu yer daha sonra hayatımızda bir dönüm noktası olacak.

Köye zaten 6 gibi gelmiştik. Oydu buydu, şuna tekrar derken hava kararmaya yüz tuttu. Artık dönmeye niyetlendiğimiz bir noktada Yahya “bir yer daha var göstereyim size” dedi. Tam ana yolun solunda 400 küsür metre kare bahçeli, kocaman bir taş evin bahçesinden içeri girdik. Gerçekten kocaman bir yer ve özellikle Çiğdem çok beğendi. Ancak satan ailenin oldukça sorunlu olduğunu hem Yahya hem emlakçı zikredince ben bir miktar soğudum. Çünkü yapmaya çalıştığımız iş tamamen keyfimiz için ve ben hiçbir noktasında canımızı sıkacak şeyler olmasını istemiyorum. Acelemiz yok, bir noktada yapacağımız bir iş bu, zorunda değiliz, en güzeli olmasa da en keyif vereni olmalı diye düşünüyorum. Her neyse, bahçesi ve dışarıdan ev harika evet ama içini göremedik ve kesin satılıp satılmayacağını da bilmiyoruz, çünkü sahibi vazgeçiyormuş satmaktan dönem dönem. İstediği para da 300.000 tl. Evet, ev bu parayı hak eder ama bizim bütçemiz, yani bu işe kalkışırken planladığımız para bu değil. O nedenle ben aslında çok da istemiyordum. Ama Yahya ile konuştuk ve biz yarın da gelelim, anahtar alalım içine bakalım, içi de güzelse gidelim pazarlık edelim dedik. Yahya da sağ olsun, ben buradayım ne zaman isterseniz gelin, gider konuşuruz dedi. Bu arada, atlamayayım, ilk baktığımız evin hemen bitişiğinde bir evi de gösterdi. Ancak oranın da anahtarı yok. Ama dış duvarında yıkık bir yer var. Oradan girip bakmak mümkün, ama Çiğdem’in kolu sakat olduğu için ben karşı çıktım. Anahtarı bulursanız bakalım, bulamazsanız devam edelim dediğim bir yer burası. zaten Yahya, yer için 300 civarı da istiyor dediği için girmek bakmak da istemiyordum açıkcası. Biz oraya bakmadan yolumuza devam ettik o noktada. Bu arada bizimle birlikte köyü gezen yakın arkadaşım Hamza, tam o sırada o tartışmanın fotoğrafını çekmiş. Bu fotoğraf işte tam o anı belgeliyor.

Sonra biz o baktığımız son evden sonra bindik arabaya döndük eve. Saat herhalde 10-11 civarıydı. Günün yorgunluğu ile şu ev mi bu ev mi kritik edemeden hemen uyuduk.


Ertesi sabah kahvaltıyı eder etmez yine düştük yola. Bu kez önce Hüseyinfakı köyünün muhtarını tanıdığımız için onunla görüşeceğiz. Oradan da yine Tamış’a geçeceğiz. Tamış’a geçerken emlakçıya da haber vereceğiz sözde ama benim böyle bir düşüncem yok. Çünkü bize bütün köye gezdiren Yahya olmuşken ona değil de başkasına komisyon vermenin bir anlamı yok açıkcası. Herhalde pek çok kişi emlakçılık hususunda benim ile aynı görüşlere sahiptir. Kuşkusuz Tamış köyünden emlakçının sahibinden’e koyduğu ilan vesilesi ile haberimiz oldu ancak bunun bir satışın yüzde bilmem kaçı kadar komisyon almaya yeterli olmadığı kanısı taşıyorum.

Gezginci ruhumuz
Hüseyinfakı köyünde baktığımız ev.

Gittik Hüseyinfakı’ya ve buluştuk muhtar ile. Muhtar gerçekten aklı başında, makul, mantıklı şahane bir insan. Ne istediğimizi anlattık ve bize dedi ki bizim köyde sizin istediğiniz gibi 1 tane ev var. O eve bakın ve severseniz kaçırmayın. Açıkcası ben hem köyü hem de evi çok sevdim. (Fotoğraflar o eve ait) Evet çok işi var, evet masraflı ama Sazlı, Kozlu gibi köylere 3 dakika mesafede ve bir sonraki uçup gidecek köy burası. Bu çok belli. 300 küsür metrekare olan bu eve istedikleri para da 270 bin tl idi. Bence gördüklerimiz arasında özellikle lokasyonu sayesinde en olur ev bu idi. Baktık, düşünelim dedik ve Hüseyinfakı’dan ayrıldık. Seçenekler benim için 2′ye inmişti. Lokasyon ile öne çıkan mütevazı bir ev ile kocaman bahçesi olan kocaman bir taş ev. ikisi de yaklaşık aynı paralardı. Tamış’ta o evin de içini görünce ve sahibi ile görüşünce artık bu kararı verebilecektik. Ama, şu bir gerçek ki, Çiğdem’in gönlünde Tamış’taki ev vardı.

Ve bir an evvel tuttuk Tamış’ın yolunu. Benim kafamda artık Emlakçıyı aramak gibi bir düşünce yoktu. Herkes aynı fikirde olmuş olmalı ki emlakçı lafzı hiç geçmedi bile. Tamış’a gittik, baktık ki, Yahya kahvede oturuyor. Evet dedik Yahya, kaldığımız yerden devam edelim. Yahya da hiç yadırgamadı. Ancak ilk haberi üzücü oldu. Özellikle Çiğdem’in çok beğendiği yerin sahibi satmaktan vazgeçmişti. Doğrusunu söylemek gerekirse ne şaşırdım ne üzüldüm. Zaten beklediğim bir gelişmeydi. Şimdi seçenekler benim için teke inmiş durumdaydı. Ama nihayetinde köyü gezecek yeni yerler de görecektik. Nitekim gördük de. Ve aralarından bir kaçını çok da beğendiğimi söylemeliyim. Ama öyle garip bir hal almış durumdaki köydeki yerlerin satışı, beğendiğiniz yeri satan kişi, beğenildiği için ya vazgeçiyor ya da fiyatı 2 katına çıkarıyor. Bu sebeple ben artık kendi adıma sıkılmaya başlamıştım artık bu işten.


Gezginci ruhumuz

Fotoğraf en beğendiğim yerlerden birine ait. Ancak sahibine ulaşıp fiyatını öğrenemedik. Hala satılıksa kaçırmamak gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. İçerisinde şahane bir su kuyusu ve küçük ama şirin bir taş ev mevcut. Kocaman bahçesi olan, lokasyonu ile de çok başarılı bir yer.

Bu arada köyün taştan yana hiçbir sıkıntısı yok. Restorasyon için gerekli taşlar evlerin bahçelerinde mevcut. Hiç olmadı köyün içinde ve çevresinde de taş yığınları dolu. Güvenilir bir taş ustası ile malzeme sıkıntısı yaşamadan rahatlıkla evinizi yapmanız mümkün.

Uzatmayayım, ona baktık buna baktık, yine epey bir gezdik. Herhalde akşam üzerine yakın bir saate kadar, hangi yer bizim için en uygun diye dolandık durduk. Açıkcası 1-2 tanesini de gözüme kestirdim. Sonra yorulduk ve köy kahvesinde bir soluklanmak çay içmek için mola verdik.

Kader ağlarını örüyor

Mola esnasında bir şey oldu. Dün bakamadığımız yanından geçtiğimiz yer vardı ya, hah, işte oranın anahtarını sahibinin bir tanıdığına bıraktığını öğrendik. Yahya dedi ki, anahtarı bulduk oraya da bir bakın. Tamam dedik ama benim herhangi bir umudum yok bu konuda. Aklımda 2 yer var, birinin fiyatı belli değil, birinin belli ama işi çok şeklinde 2 yer. Herneyse, kalktık bu anahtarının getirileceği yere doğru yürüdük. Kapıya gittik, anahtar hala yok ortada, Yahya dedi ki şu kırık bahçe duvarından girin içeriye bakın. Ben gönüllü değilim bu konuda, zaten öyle bile olsa içerisindeki evin içini göremeyeceğiz nihayetinde. Bizimkiler yine de bir şekilde girmenin yollarına bakarlarken ben de hadi boşverin gidelim şurada 2 yer var onlara bakalım diyecekken -hop- birden anahtar geliverdi. İçeri girdik, bahçesini gördük ve o sırada birbirimize bakarken hepimizin yüzündeki ifade aynıydı. “Burası. Aradığımız yer burası.” Hakikaten bahçe, bahçede bulunan yarı yıkık damlar, ve ev. Her şeyiyle bizim istediğimiz gibi bir yerdi. Evin anahtarı yoktu, Yahya önce kapıdaki asma kilidi kırmaya yeltendi, ama sonra farkına vardık ki, aslında asma kilit takılı bile değil. Kapıyı da böylece açmış olduk. 2 katlı taş eve de girip bakınca yere tamamiyle aşık olduk. Ve Yahya’ya biz burayı istiyoruz dedik. Yahya, 300 civarı bir şey istediklerini söyledi ve sahibinin telefonunu verdi.

300 civarı bir rakam hiç bizim bu işe girişirken çıkacağımız bir nokta değildi. Hatta, bizim şimdi alıp, seneye kullanmak gibi bir planımız da yoktu. Alıp kenara koyup birkaç sene sonra yaptırmak gibi bir fikrimiz vardı. Ama herhalde köyün ve taş evlerin cazibesine kapılıp tüm mevcut planları kenara koyduk. Uzatmayayım, aradık evin sahibini, babasından oğluna miras kalmış. Çanakkale’de yaşayan 40′lı yaşlarında biri. Dedik, biz gelmek görüşmek anlaşmak istiyoruz, uygunsan müsaitsen bugün. Tamam dedi o da. 20:00′da Çanakkale’de bir kahvehanede buluşmak üzere sözleştik. Ayvacık’a yaklaşık 20 km mesafede tamış köyündeyiz. Çanakkale’ye de 1 saat bilemedin 1 saat 15 dakika mesafedeyiz. Saat de yanılmıyorsam 5 civarı.

Yahya’ya tekrar geleceğiz ve seni göreceğiz sözü vererek köyden ayrıldık. Emlakçı bize Paşaköy’de birkaç yer var demişti, vakit varken ona da bakmadan bu işi bitirmiş olmayalım dedik ve Paşaköy’e de gittik. Emlakçının o sırada başka bir randevusu olduğundan, ahbabı olan köyün genç muhtarı bize bu yerleri gösterdi. Paşaköy lokasyon olarak çok başarılı bir köy öncelikle onu belirteyim. Ayrıca köyü de beğendim, şirin ve hareketli bir yer. Gösterdiği yerlerden köyün en tepe noktalarından birinde yıkık dökük ama çok güzel olan bir yeri beğendim. 250 lira istiyorlar dediler. Buna değecek bir metrekarede olmasa da yeri itibarı ile yaşanacak bir yer olduğunu düşünüyorum. Tabii kuşkusuz masraflı, çok işi olan bir yer.

Paşaköy’ü de görüp artık aklımızdan çıkarınca düştük Çanakkale yoluna. Yolda durup bir köfte yedikten sonra Çanakkale’nin içine gidip 20:00′da bahsi geçen kahvede buluştuk Baki Bey ile. Kısa bir sohbet neticesinde biz onun doğru düzgün bir insan evladı olduğuna kanaat getirdikten ve o da bizim niyatimizde ciddi olduğumuza kanaat getirdikten sonra pazarlığımızı da ettik ve 295′e anlaştık. Kendisinden tapunun fotoğrafını istedik ve Çanakkale’den ayrıldık. Evde olduğumuzda sanırım saat 12′ye geliyordu. Tapunun fotoğrafı geldi ve kapora olarak 5000 tl’mizi gönderdik. Ardından Baki Bey tapudan randevu aldı. 5 gün sonra cuma gününe. Ve şimdi bu satırları perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısında yazıyorum. Sabah tapuya gitmek üzere birazdan uykuya geçeceğim.

İlk söyleyeceğimi sona bırakmışım. Bu hikaye, beyaz yakalının köyü yeniden keşfi hikayesi değil. Köyün dokusuna, tezeğin kokusuna, köylünün gül yüzüne, doğaya, çiçeğe böceğe hasretle giriştiğimiz bir iş değil. Ha, bunlar kötü şeyler mi kati suretle değil. Ancak, bizim maceramız, köye dönmek üzerine bir maceradan ziyade, havuzuyla, barıyla, barbeküsüyle paramızın yettiği kadarıyla kendimize lüks bir alan yaratmak. Denize yakın olmasındansa bize bunları sunacak bir yer olması önceliğimizdi. Nitekim görece uzağa gitmemize bu sebep oldu. Bu arada tapuya gittik ve 14 Ağustos 2020 tarihinde evi aldık. 9:15′te idi randevumuz. 11:30 gibi tapudaki işimiz bitti. Ve artık Çanakkaleli olduk.


Gezginci ruhumuz

Bir "hayırlı olsun"unuzu alırız

Eve bu kez sahibi olarak döndük. Nereye ne yapılacak hararetli bir tartışma süreci başladı hemen. Süreç çok hızlı işledi ama açıkcası şu ana kadar pişman olduğumuz bir karar vermedik. 295.000 tl’ye aldık evi. 511 metrekare içinde 2 katlı bir taş ev ve yarı yıkık olmak üzere eskiden dam olan ama şimdi bizim ev yapacağımız biri yine taş biri kiremit 2 alan ve bir de hayvanların barındığı bir alan bulunuyor. Ben kendi adıma verdiğimiz paranın karşılığını aldığımızı zaten düşünüyorum ama bilen bilmeyen kimseden de “pahalıya almışsınız” gibi bir laf duymadım -ki biliyorsunuz bir klasiktir bu söz böyle işlerde. ..geçen hafta 150 liraya daha iyisi satıldı diye devam eder.. Evet köyde bazı güzel yerler çok çok uygun paraya alınmış ama bu geçen sene olmuş. Bundan böyle ibre hep yukarıyı gösterecektir kanaatindeyim.

Gezginci ruhumuz
Evin bahçesinin bir kısmı ve bahçeden görünen manzara. Evden görünen yol ise zannediyorum Tuzla köyüne giden yol.
Gezginci ruhumuz

Ağaçlar kurumaya yüz tutmuş. Uzun süredir hiç bakılmayan bahçeyi de otlar kaplamış. 4-5 tane badem ağacı bulunuyor bahçede. Kurur halleriyle bile bize epey badem yedirdi. Üzüm salkımlarını sökmek zorunda kalacakmışız. Ağaçları olabildiğince tutmak gayesindeyiz. Kurtarabildiğimizi kurtaracağız.

Gezginci ruhumuz

Kiremit eve de aşık olduğumuz için hiç dokunmayacağız. Çatısı çökmüş vaziyette. Çatısı yapılacak, dışının tadilatları, pencereleri ve sonra da içinin elden geçmesi gerekiyor. Kiremit eve bitişik olan sağdaki hayvan barınağını ise yıkacağız. Evin önündeki badem ağacı neredeyse kurumuş. Kurtarabilirsek ne ala. Bademi aşılayarak kayısı almak da mümkün imiş. Belki önümüzdeki senelerde kayısıyı kendi bahçemizden yeriz.

Gezginci ruhumuz

Fotoğraf 1: Taş ev hep hayalimdi demek istemiyorum zaten herhalde 100 kişiden 96′sının hayalidir. Ancak bu sevdada ciddi olduğumun göstergesi olmuş oldu bu girişim.
Fotoğraf 2: Deniz manzaramız yok belki ama Midilli Adası manzaramız var.

Gezginci ruhumuz

Taş ev ile kiremit ev arasındaki mesafe. Kiremit eve bitişik 20-25 metrekare büyüklüğünde bir taş ev daha bulunuyor. Yanı da dış kapı.

Gezginci ruhumuz

Fotoğraf 1: Yıkılacak olan hayvan barınağı.
Fotoğraf 2: Bugünün mimari anlayışına kıyasla eskiler ne kadar zevklilermiş diye düşünmeden edemiyor insan.

Gezginci ruhumuz

Senelerdir bakımsız kalmış olan asma. İnşaat esnasında zarar göreceği için üzerindeki şahane üzümleri toplayıp keseceğiz. Çok arsız bir bitki olduğu için üzülmemize gerek yokmuş. Yalnızca 1 yaz sonra eski haline kavuşacak umuyorum.

Gezginci ruhumuz

Fotoğraf 1: Kiremit evin içerisindeki şömine. Özellikle soğuk kış hafta sonları buranın başında geçecek diye düşünüyorum. Taş ev yazlık olarak kiremit ev de kışlık olarak kullanılmaya uygun. Diğer küçük taş ev ise muhtemelen atölye olacak.
Fotoğraf 2: Kiremit evin oda kısmı. Epey büyük bir alana sahip. Çatısı sıfırdan yapılacak. Sıvaları söküp kiremiti ortaya çıkaracağız içeride de.

Gezginci ruhumuz

Fotoğraf 1: Binaların dışı gibi içleri de inanılmaz. Ara duvarlar, saman karışımlı harç altına kereste ve arasına kozalak koyarak yapılmış.
Fotoğraf 2: Taş evin içerisinde yapılacakları konuşuyoruz. Burada da çok işimiz var. İçini tamamen indirip kuvvetlendirecek ve sonra tekrar yapacağız. Alt katın tavanı alçak, üst katın ise yüksek. Alt katı biraz yükseltebileceğiz bu sayede.


Cumartesi günü tekrar eve gittik. Yüksel dayımın ilk icraati su saatini değiştirmek ve suyu bağlamak oldu. Evin neresine ne yapacağız yine yerinde incelemelerle geçen bir gün oldu. Belli ki bu kısmı inşaata başlayana -dolayısıyla para harcayana kadar- çok keyifli. Şimdilik keyfini çıkarıyoruz.

Bu arada Yüksel dayımın tavsiyesi üzerine gittiğimiz eski Asos yolu üzerindeki Köşk Et Sarayında hem sabah kahvaltımızı ettik hem de dönerken akşam yemeğini yedik. Kahvaltısı da et yemekleri de leziz olduğu kadar fiyatları da makul bir yer.


Kullanılmayacak yerlerin yıkılması ve bahçedeki tüm moloz çalı çırpının atılması için Yahya’nın konuştuğu kişiler 2300 tl fiyat vermişler. Aslında başta kabul eder olduk ama daha sonra kendimiz yapmaya karar verdik. Karar verdik ama bu karara uyacak, uysak da yapabilecek miyiz onu önümüzdeki günlerde göreceğiz.

İstanbul’a bu kez Çanakkale üzerinden dönelim dedik ama öylesine pişman olduk ki. Tuzla, Tavaklı, Ezine üzerinden gelirken yol şahaneydi. Ancak sonra ana yola çıkıp Lapseki’ye geldik ve burada 2 saate yakın feribot kuyruğu bekledik. Oradan da 4 saate yakın sürerek eve vardık. 7-8 saatte geldik eve yani. Balıkesir üzerinden gelmek (Osmangazi - Kuzey Marmara - Edremit - Altınoluk - Ayvacık) daha pahalı ama kısıtlı bir zamanınız varsa daha mantıklı. Belki Çanakkale köprüsü bittiğinde tekrar deneriz. Ama o zamana kadar kullanacağımızı sanmıyorum.


Son verdiğimiz kararlar şöyle oldu; Ana binanın dışına dokunmayacağız. Sadece tadilatını yapacağız. Pencereleri kaldırıp salondan dışarıya açılan sürmeli cam koymak gibi bir fikrimiz vardı, iptal ettik. Hem binanın orijinal yapısını muhafaza edecek hem de maceraya girişmemiş olacağız. Camları bir miktar büyütmek ve aşağıya doğru genişletmek mümkünmüş. Bunu yapmayı planlıyoruz. Tabii pencereler değişecek ama ne ile değişecek henüz karar vermiş değiliz. Pimapen mi, demir doğrama mı yoksa ahşap mı? Bu sonraki bir karar. Evin içini komple indireceğiz. 4 tarafından demir ile destekleyecek veya tüm dış duvarı gaz beton ile öreceğiz. Önce işimiz içeride kalmış olan eşyaları çıkarmak ve duvarlardaki sıvaları sökmek olacak. Sonra iç duvarları kıracağız. Ana binanın girişindeki kiremitle örülü duvarı yıkacağız. Dış kapının yanındaki pirket duvarı yıkacağız. Hayvan barınağının duvarlarını ve hayvan barınağının köşesindeki pirket duvarı da yıkacağız. Bunlar zaten muhtemelen bir sonraki birkaç gidişimizin konusu olacak. Ağustos’u ve hatta belki Eylül’ü de bu işleri yaparak geçireceğiz.

Bir kararımız da eski bir kamyonet almak oldu. 40.000 tl’yi geçmeyecek, getir götür işlerini yapabileceğimiz, inşaat esnasında kullanılabilecek ve hatta sonra belki kış şartlarında gelip gitmek için daha elverişli olabilecek bir kamyonet.


Gezginci ruhumuz

Eve şu ana kadarki harcamalarımız şöyle oldu; 150 tl’ye tırmık ve yeni bir su saati aldık. 150 tl bahçenin otlardan temizlenmesi için verdik. 135 tl balyoz, eldiven, baret, ilaçlama pompası ve koruyucu gözlük için ödedik.

Kırıp dökme işleri başladı

Kırma dökme işini kendimiz yapmaya karar vermiştik malum. Ancak Yahya’ya bu kararımızı söylemediğimiz için onlar başlamışlar bile. Sonra iyi ki de öyle olmuş dedik gerçi. Çünkü, evin içini bile zor boşalttık, kırıp dökmeyi kim bilir ne kadar zamanda yapacaktık. Hayvan barınağının kırılması, ana taş binanın kapısının önündeki kiremitlerin kırılması, dış kapının yanındaki ve hayvan barınağının yanındaki tuvalet pirket duvarların yıkılması, girişteki taş binanın içerisinin temizlenmesi ve bahçenin traktörle boşaltılması için 2000 tl ödedik. (300 tl indirim yaptılar evdeki bazı işlerine yarayacak malzemeleri almak karşılığında.) Yine nalburdan bazı ihtiyaçlar için de 85 tl daha ödemişiz.


Gezginci ruhumuz

Temizlenince bahçe ortaya çıktı. Ağaçların da bakımını bir miktar yaptık ama tekrar bir elden geçirmek gerekecek.

Gezginci ruhumuz

Bahçenin en köşesinden çekilen bu panaromik fotoğrafta evin tümünü ve manzarayı görmek mümkün.


Gezginci ruhumuz

Mehmet Ali ve kardeşi normalde odun kömürü işi yapıyorlarmış. Ama, şu sıralar pek talep görmemesi ve mevsim, odun kömürü yapmak için müsait olmadığı için (sıcaklar nedeniyle üretim alanının çevresinde yangın çıkma ihtimali çok yüksek oluyor) her türlü işi yapıyorlar. Bizim de epey işimizi çözdüler sağ olsunlar. Bu kare de tam öncesi / sonrası karesi olmuş. Bakalım, kısmet.

Gezginci ruhumuz

Bu panaromik fotoğraf da öncesi sonrası için dursun bakalım burada.


Evin eski sahipleri bazı eşyaları almak için müsaade istemişlerdi. O nedenle içerideki eşyaları çıkaramamıştık ama bu hafta aldılar ve geri kalanları çıkardık. İşe yarayacakları ihtiyacı olan köylüler gelip aldı, işe yaramayacak olanlar ise atıldı. Evi de nihayet ilaçladık. Ana taş bina tadilat için hazır duruma geldi böylece.

Gezginci ruhumuz

Yahya’dan fotoğraflar geldi. Küçük taş evin içi de temizlendi. Gerçi, temizlenince pek de “küçük” olmadığı ortaya çıktı. Çıkan toprak da bahçede epey işimize yarayacak.


Gezginci ruhumuz

Yerler için düşündüğümüze benzer bir ürünü Mecidiyeköy’de dolanırken şans eseri buldum. 60x60 Cotto Light. 219 tl metrekaresi ama %50 iskonto ile 108 tl +kdv’ye iniyor.


Gezginci ruhumuz

Mecidiyeköy’de bir başka dükkanda da bunları buldum. Adı yine terra cotto, kdv dahil 59 tl gibi bir fiyat verdi. Orijinaline kıyasla makul aslında ama ürünü göremedim. Önceden haber verirseniz getiririm depodan dedi.


Gezginci ruhumuz

Seramiksan’ın Terra Cotto’sunu yerevdekor.com diye bir siteden 38 tl’ye buldum.


Gezginci ruhumuz

İnternetin canını seveyim. Seranit’in Cotto serisini daha da uyguna 97 tl’ye buldum. Ayrıca farklı renkleri de mevcut. Homojen Serisi - Cotto


Gezginci ruhumuz

Yahya'dan yeni fotoğraflar geldi. Yapılacaklar listesinden bir kalem daha eksilmek üzere.

Ayvacık ve köylerine ulaşım

Bizim gibi hafta içi İstanbul'da çalışıp hafta sonu köyünüze dönmek üzerine bir hayat kurmak istiyorsanız buranın hafta sonu gitmeye değecek uzaklıkta olması gerek. -ki biz çok uzun süredir her hafta sonu olmasa da Altınoluk'taki evimize özellikle yazın 2-3 haftada bir gidiyorduk. Yola alışık ve aşinayız bu nedenle.

Balıkesir'e ulaşım Osmangazi köprüsü ve takip eden ücretli yol sayesinde gerçekten süre olarak daha makul bir hal aldı. Maliyetli ama feribot ile gittiğinizde ödediğiniz ile kafa kafaya geliyor. Feribot veya ücretli yolu kullanmıyorsanız da hafta sonu için gitmeye değmeyeceğinden bu ikisinden birini tercih etmek gerekiyor.

Yine, Ayvacık için de Balıkesir yönü hala daha mantıklı. Belki yapılacak olan Çanakkale köprüsü bu denklemi değiştirebilir ama o zamana dek Tekirdağ - Çanakkale yolunu kullanmak epey dertli. Geçen gün değişiklik olsun diye o yönü kullanalım dedik ve 7 saat sonra ancak eve vardık.

Güzel rotalardan biri de feribot ile Bandırma ve Biga üzerinden Çanakkale ve Ayvacık yapmak olabilir. Hatta arabayı Bandırma'da bir otoparkta bırakıp feribota araçsız binip Bandırma'dan araçla devam etmek de çok ekonomik bir çözüm olabilir. Bu bizim de ileride denemeyi planladığımız bir ulaşım alternatifi.

Ayvacık'tan sonrası kolay. Özellikle bizim köye 3-4 farklı ulaşım olanağı var. Asos tarafından, Tuzla tarafından veya direkt Ayvacık'ın içerisinden olmak üzere.

Özetle, Balıkesir ve Çanakkale'nin, İstanbul'dan 4-5 saat ortalama ile ulaşılabilir olmaları sebebiyle tercih edilebilir şehirler olduklarını düşünüyorum. Yine İzmir yolu üzerinden Ayvalık, Bergama, Dikili gibi yerler de benzerlik gösteriyor zamanlama açısından. Oralar da tercih edilebilir -ki bizim radarımızda ilk Bergama bulunuyordu.


Çanakkale ve deprem

Çanakkale ve özellikle Ayvacık mevkii son yıllarda epey deprem gören bir yer. Bu depremler çok şiddetli olmasa da bölge halkını tedirgin etmeye yetiyor. Deprem, Türkiye'nin olduğu gibi, Çanakkale'nin de bir gerçeği. Bundan kaçmak değil korunmak gerektiği kanaatindeyim. Bölgede yakın zamanda meydana gelen depremler nedeniyle köylüler evlerini terketmişler. Ancak ben bunun zaten gerçekleşecek bir kaçışın hızlandırıcısı olduğu kanaatindeyim. Devlet desteği alabilmek için depremde hasar görmemiş ama uzun yıllardır bakımsızlık nedeniyle hasarlı hale gelmiş evlerine ağır hasarlı raporu çıkarttırıyorlar mesela. İstanbul'da içinde yaşadığımız binalarda depreme yakalandığımızda yapacağımız tek şey binanın yıkılmamasına dua etmek olabilir. Köyde zaten daha çok bahçede bir yaşam tasarladığımızdan bir deprem durumunda bahçede kalabileceğimiz araç gereci muhafaza edersek böyle bir durumla baş etmemiz daha kolay olur diye düşünüyorum.

Ancak, "deprem" kelimesi bile sizi ürkütmeye yetiyorsa sizin için doğru adres körfez ve civarı olmayabilir.


Gezginci ruhumuz

Yahya'dan son fotoğraflar da geldi. Tadilat öncesi temizlik işi bitti. Şimdi sıra bizde. Muhtemelen ilk iş ana taş binanın çatısını yapmak olacak.


Gezginci ruhumuz

(14.09) Bu hafta sonu çok kıymetli dostum, abim Ömer Durmaz'ı ağırladık henüz inşaatı başlamamış evimizde. Onun da onayını ve fikirlerini aldık. Canım Defne de köyümüzü ve evimizi pek sevdi. Daimi misafirlerimizin olurunu aldık kısacası.

Gezginci ruhumuz

Herhalde bizden çok bu minikler yaptığımız mekanın keyfini çıkaracak. Eh, iyi ki de öyle olacak. Onlara ideal bir gelecek emanet edemesek de mutlu olacakları bir 511 metrekarenin sözünü verebiliyoruz. Ne mutlu bize.

Gezginci ruhumuz

Ömer'in kadrajından evimiz.. veya evimiz ve diğer minik evlerimiz ve badem ağacımız..

Gezginci ruhumuz
Gezginci ruhumuz
Gezginci ruhumuz
Gezginci ruhumuz

Ömer Durmaz'ın kadrajından evin içinden bir takım detaylar.

Gezginci ruhumuz

Havuzun tam yerini ve ölçülerini neredeyse belirledik. 3,5 metreye 6 metre gibi bir ölçüye karar verdik. Ancak 6 metre kısmını biraz daha uzatmamız söz konusu olabilir. Muhtemelen kullanılacak malzemelerin fiyatları belirleyecek son ölçüleri.

Gezginci ruhumuz
Soldaki yapıyı atölye olarak kullanacağım. Sağdakini ise misafir evi veya küçük olması ve içinde şömine bulunması sebebiyle kışlık olarak kullanacağız.

Aklıma gelmişken, sizin de aklınızda böyle bir iş varsa, bu devirde arsa almak imkansız, bu devirde taş ev almak imkansız gibi lafları bir kenara koyun ve yetebildiğiniz kadarını nerede bulabilecekseniz onun peşine düşün. Gereksiz nasihatlarda bulunmak istemiyorum ama bu yazıyı buralara kadar okumuş birinin de en azından benzer arzular taşıdığı kanaatiyle belirtmeden geçemiyorum. Ne kadar paranız olursa olsun, kendinize ait bir mekan kurmanın muhakkak bir yolu var. Ne istediğinizi bilmek bunun ilk ve en önemli adımı.


Gezginci ruhumuz
Evde bulduğumuz misketler ve bizim köyden önceki köy Kulfal'ın girişindeki su birikintisi.

Bir takım değişiklikler var. Ekim başında dayımlar çatıyla işe başlayacaklar. Ancak onlardan önce muhtemelen haftaya köyden taş ustaları küçük taş bina ve bahçe duvarlarını örecekler. Taş işini dayımlar yapmayacak yani. Bugün ustalarla buluşup ne yapılacak, kaça ve ne sürede yapılacak bunları konuşacağız. Konuşmamızın sonucuna göre evde çalışmalar haftaya başlayabilir.

Gezginci ruhumuz
Taş ustaları ile anlaştık. 21 Eylül Pazartesi veya 22 Eylül Salı günü işe başlayacaklar.

İnşaat başlıyor

Ustalarla yevmiye usulü şeklinde anlaştık. Bir de götürü hesabı varmış. Bir ustanın günlük yevmiyesi 200 tl imiş. bizim işimizde 4 usta çalışacak. Çimentonun torbasının 17 lira ile 21 lira arasında değiştiğini öğrenmiş oldum. Duvarlar ve küçük taş evin tamamlanması için 50 torba çimento alacağız.


Gezginci ruhumuz
Bu minikler bahçedeki yerlerini almadan önce geçici saksılarında bir süre büyüyecekler. Limon, ayvalık zeytin, biberiye, gemlik zeytin, kumkuat.
Gezginci ruhumuz
Sabun kiremitli ev diğer adıyla kırmızı kiremitli ev.

Bir takım değişiklikler mevcut. Misafir evi olarak kullanılacak olan kiremit evin tuvaletini içine alabilir miyiz diye düşünürken misafir evini değiştirmeye karar verdik. Atölye olarak kullanacağımız taş evi misafir evi yapacağız. Misafir evi yapmaya karar verdiğimiz kiremit evi ise atölye yapacağız. Böylece, taş ev daha büyük olduğu için misafir yatağı ve dolabı ile birlikte, bir tuvalet ve banyoyu da bu alana rahatlıkla sığdırabileceğiz. Ayrıca yine bu eve bir de çamaşır odası ve depo alanı yapacağız. En önemlisi burada kalanlar dışarıya çıkmadan tuvalet ve banyoyu kullanabiliyor olacaklar. Biz kış için yine de atölye yapacağımız kiremit evi kullanacağız. İçinde bulunan şömineyi kışın yakmayı çok istiyoruz çünkü.

Gezginci ruhumuz
kırmızı kiremitli evdeki şömine. Yanında da salı günü işe başlayacak olan ustaların istemiş olduğu el arabası. El arabasını 140 tl'ye aldık.

Bir diğer önemli karar değişikliği ise, ana taş binanın çatısını yaparak başlamak yerine kiremit evin çatısıyla başlamaya karar vermemiz oldu. Bu evin çatısının en fazla 1 günlük işi var. Metrekaresi de oldukça küçük. Burayı hızla tamamlayarak köyde kalmak gerektiğinde bu evi kullanacağız. Böylece büyük taş evi yaparken rahatlıkla muhafaza edilmesi gereken eşyaları koyabileceğimiz bir alana da sahip olabileceğiz.

Salı günü işe koyulacak olan ustalar, taşların taşınması için el arabası istemişti. Onu götürdük köye. 7 gibi köydeydik. Güneş batmak üzereydi. Manzaramız bu saatte de çok güzeldi elbette ama tişört ve şort ile bahçede durmak epey zor oldu. Bildiğiniz üşüdüm. Eylül'ün sonunda hırkasız bahçede olmak bizim köyde pek mümkün gözükmüyor.

Gezginci ruhumuz
HomeByMe ile hazırladığım ev çizimi. home.by.me

Online 3 boyutlu ev tasarlama uygulamalarını keşfetmiş bulunuyorum. Epey başarılı uygulamalar var. Ben HomeByMe'yi kullanıyorum. Planner 5D ve Roomsketcher'a da göz gezdirdim. Onlar da epey kolay ve başarılı gözüküyor. Evin aşağı yukarı her şeyini modelledim.

Gezginci ruhumuz
HomeByMe'de iç mekan için de oldukça fazla seçenek mevcut.

Zaman zaman güncellenmektedir.