İstanbul’da reklam ajanslarında sanat yönetmeni olarak çalışırken bir yerden sonra kendimi daha farklı bir şey yapmaya adamak istedim. Türkiye’de bizim mesleğin işleyişiyle ilgili beni rahatsız eden bazı şeyler vardı. Son dakika ilan yetiştirmek, bitmeyen revizyonlar ve tasarımcıların bir nevi köle kıvamındaki yaşamları, ajans içindeki saçma egosal ilişkiler yumağı, sosyal yaşamın sıfıra yakın olması gibi bu satırları okuyan birçoğunuzun zaten aşina olduğu şeyler...

Tasarım yapmayı seviyorum. Gezmeyi de seviyorum. Neden bu iki tutkumu birleştirip daha sevgi dolu ve güzel bir iş yapmayım ki diye düşünerek hiç bir birikimim olmadan işimden istifa ettim ve tasarım yaparak dünyayı dolaşmaya karar verdim. Böylece hayalim olan dünya turunu bedava olarak sadece mesleğimi icra ederek gerçekleştirmiş olacaktım. Tabi bu işin planlanması, ailenin, meslektaşların ve dostların tepkileri, rotanın çizilmesi, ajansların ya da şirketlerin bulunup anlaşılması gibi şeyler başka yazı konusu. Bugün sizlere yukarıda bahsi geçen mesleki şikayetlerimizin farklı ülkelerdeki yansımalarından bahsedeceğim.

Yol boyunca dijital ajanslardan tasarım odaklı şirketlere kadar çok farklı yapıda yerlerde çalıştım ve birçok ilginç gözlem edindim. Bunlardan ilki Hintlilerin ekonomik olarak güçlü olmamasına rağmen paraya o kadar da değer vermiyor oluşu oldu. Genel olarak müşterilerin tasarımcıya Türkiye’dekinden çok daha fazla güvendiği ise bir gerçek. Aslında bu bazen müşterinin ne yapmak istediğini tam olarak bilmemesinden kaynaklı da olabiliyor. Bir Türk tasarımcı olarak Hintlilerin bana saygı duyması ve neredeyse ne yapsam beğenmeleri müşteriden neredeyse hiç revizyon almamamız benim için farklı bir deneyim oldu. Gene de Hintlilerin estetik anlayışı ile bizim aramızda farklar olabiliyor. Mumbai’de DFO’da çalışırken organik tekstil ürünleri üreten bir şirket için t-shirt ve eşofman desenleri tasarlıyordum. İş arkadaşlarımdan Nachiket tasarımlarımdan biri için çok gay olduğunu ve erkek olarak asla böyle bir şey giymeyeceğini söyledi. Eşofmanın kenarından aşağı inen açık renk bir çizgi ona gay gelirken Hint erkeklerinin rengârenk giyimleri ve taşlı abartılı takıları ona gayet normal gelebiliyor mesela.

Tasarıma yönelik farklı ülkelerden farklı bakışlar

İkinci çalıştığım şirket olan Indi design’da patronumuz Sudhir Sharma ile büyük hintli bir müşteri ile iş toplantısına gitmiştik. İş ve getireceği gelir büyüktü, ajansın bu işe ihtiyacı olduğunu biliyordum. Müşteri teslim tarihini söylediği an Sudhir işi özür dileyerek reddetti. Ben toplantı salonunda ağzım açık olarak kalakalmıştım. Bana göre işin o tarihe yetiştirilmesi gayet normal bir şeyken Sudhir’in arabada bana dediği şu oldu: “Biliyor musun Çağrı aslında işi o tarihe yetiştirmek mümkün ama bu, insanlarımın akşamları ofiste kalmaları demek. Üzerlerinde stres yaratmak demek. Mutsuz olmaları demek. Ben bunu istemiyorum. Ayrıca bizim ajansımız iyi tasarım yapmalı. İyi tasarım yetiştirilen bir şey olamaz.”

O an Hindistan’ın aslında öngördüğümden ve bana anlatılanlardan çok daha farklı yüzleri olduğunu keşfettim. Sudhir ve ajansıyla ilgili başka bir tespitim herkesin onu çok sevmesi oldu. Bizler patronlarımıza genelde patron oldukları için saygı duyarız. Sudhir’de tam tersi bir durum söz konusu. Onu sevmeyen birisini düşünemiyorum bile. Bir gün kendi ajansımı açarsam insanlar benim iyi niyetimi ve dostça yaklaşımımı kullanabilirler diye düşünürdüm hep ve benden patron falan olmaz derdim. Bu bağlamda Sudhir benim için bir çeşit idol ya da ilham oldu diyebilirim. Ekibiyle hem bu kadar samimi ve dostça bir bağ kurarken hem de kimsenin onun bu samimiyetini suistimal etmemesi beni çok etkiledi. Ofiste herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu. Animatörden mimara kadar birçok farklı disiplinden insanın beraber iş ürettiği bir ortam olarak Indi bana çok şey kattı. Şirketlerin bizdeki gibi cool mobilyalara sahip olmaması fakat paralarını bunlardan çok yetenekli insanlara ve onların mutluluğuna harcamaları beni baya ters düz etti. Yaşam şartları ve maaş terazisi olarak düşündüğümüzde en iyi parayı da Hindistan’da kazandığımı söyleyebilirim.

Tasarıma yönelik farklı ülkelerden farklı bakışlar

Oradan biraz daha güneye Goa’ya geçtim. Bol ödüllü Türk dijital reklam ajansı Igoa bana Hindistan’daki ofislerinin kapılarını açtı. Igoa çalıştığım ilginç şirketlerden biriydi. İstanbul ofisleriyle aynı zaman diliminde çalıştıkları için Goa’da çalışan Igoalılar işe 11 gibi başlıyor. Sahilin dibinde bulunan villa tipi bahçeli ve hamaklı bir ofis düşünün. Her sabah işe başlamadan şöyle bir yüzebilir, iş aralarında motora atlayıp etrafı gezebilirsiniz. Igoa’da işe gelmek ve ofis içinde uyuşturucu kullanmamak şirketin sahip olduğu yegane kurallar diyebiliriz. Projeleri tamamen online olarak yürüten, hem Hintli hem Türk çalışanlara sahip farklı bir yapıda olan Igoa’da bol bol Skype toplantıları yapılıyor. Bir de online iş takibi yapmalarını, projelerde gelinen noktalardan ve belgelerden herkesin haberdar olmasını sağlayan özel bir yazılımları var.

Goa’dan Tayland’ın kuzeyinde yer alan Chiang Mai şehrine geçtim ve bir başka dijital reklam ajansı olan Digital Zoo’da işe başladım. İngiliz ve Taylandlı iki ortağın kurduğu bu ajans küçük ama temiz ve güzel işler üreten bir yerdi. Ipad dergisinden, akıllı telefon uygulamalarına kadar her şeyi çözebilen çekirdek ekipleri de oldukça ilgili ve dost canlısıydılar. Tayland hem iş olarak hem de eğlence olarak çok verimli geçen bir yer oldu. Orada geçici olmama rağmen ofisten her gün en geç benim çıkıyor oluşum, patronların saat daha öğlen 4 civarıyken çıkıp gitmesi oldukça ilginçti. Müşterilerin devamlı aramasından dolayı akşamları telefonların kapatılması ve hafta sonu asla çalışılmaması bana Chiang Mai’deki insanların bizdeki düzenin aksine çalışmak için yaşamadığı, yaşamak için çalıştığı izlenimini uyandırdı.

Tasarıma yönelik farklı ülkelerden farklı bakışlar

Tayland’dan sonra ünlü reklam ajansı Lowe’un Vietnam Ofisi beni bekliyordu. Genel olarak işleyişin bizim Türk reklam ajanslarından çok farklı olmadığı bir yer olan Lowe Vietnam’da en büyük farklılık bizim ajanslarımızda genellikle Türkler çalışırken burada birçok farklı ülkeden insanların beraber çalışıyor ve işlerin bu yüzden Vietnam dilinde değil İngilizce dönüyor olmasıydı. Lowe Vietnam bünyesinde İngiltere, İtalya, Fransa, Sri Lanka, Filipinler, Hindistan, Kanada gibi ülkelerden farklı meslektaş dostlar edindim. Gene gece yarılarına kadar iş yetiştirilmesi, hafta sonları insanların ajansa çağırılması gibi şeyler bende büyük ajansların dünyanın her yerinde aynı olduğu öngörüsünü yarattı.

Lowe’dan çıkıp daha tasarım odaklı olan bir şirkete Continuum’un Seoul ofisine doğru yola çıktım. Korelilerin Tayland’a göre nasıl iş kolik olduklarına şahit oldum. Burası insanların fazla çalışmaktan öldükleri bir ülkeydi. Evet, şaka değil. Kore’de birçok insan çalışırken hayatına son veriyor. Yakın arkadaşım Umin’in genç yaşına rağmen 3 kez acile kaldırılmış olması beni oldukça şaşırttı. Konuşmalarımızdan kimsenin bu durumdan memnun olmadığı sonucuna vardım. Kore gelişmiş bir ülke olmasına rağmen mutluluk oranının oldukça düşük, intihar vakalarının sık yaşandığı bir yer. Meslektaşlarımın robottan farkı olmadığını, çoğu zaman ofisten çıkamadıklarını, arkadaşlarıyla bile buluşamadıklarını görünce bu durumu daha da anladım. İnsanlarının yaratıcı olmasını bekleyen şirketlerin ve yaratıcılık üzerinden para kazanmaya çalışan kurumların çalışanlarını devamlı ofiste tutmaya çabalaması ve bunun için ellerinden geleni yapmaları hep çok ironik gelmiştir bana. Kore’de olumlu olarak dikkatimi çeken en önemli şey araştırmaya verilen önem oldu. Türkiye’de 1 hafta içerisinde baskıya hazır istenecek bir iş için biz iki hafta Pazar araştırması ve fikir çalışması yaptık mesela. Bunu deneyimleyince bizde işlerin biraz daha paldır küldür gidiyor oluşu dikkatimi çekti.

Dünyayı gezmek genelde bir çeşit ortak hayaldir. Bugün lotoyu kazansan ne yaparsın diye soracağımız 10 kişiden 8’i mutlaka ilk olarak dünya turu diyecektir. Ancak insanlar genelde bahaneler bulup bu isteklerini sonraya atıyorlar. Özellikle de yaşlılığa ve emekliliğe. Fakat bence bu bir çeşit kendini kandırmadır. Hindistan’da bir tasarım okulunda ve Kore’de çalıştığım şirkette yaptığım sunumda anlattığım şuydu...

Eğer bir hayaliniz varsa onu sonra değil, şimdi yapın. Dünyanın başka yerlerinde başka tasarım maceralarında görüşmek üzere...

Çağrı Çankaya
www.designerontheroad.com