Kültürel “hastalıklar”ın sızısı belli belirsizdir ama kitlelere yayılır, nesilden nesile taşınırlar.

Güzelliği tarif eden terimlerin mi sayısı fazladır yoksa çirkinliği tarif edenlerin mi? Çirkinliği tanımlayanlar bana göre daha faydalıdır. Doğruyu işaretleyen terimlerin yalınlıkları aldatıcı içerikleri ise belirsizdir oysa yanlışa dönük terimler karmaşık ama keskindir. Sağlığı tanımlamak belki olanaksız hatta faydasızdır oysa hastalıkların tedavisi tanımlanmalarından başlar. Kültürel “hastalıklar”ın sızısı belli belirsizdir ama kitlelere yayılır, nesilden nesile taşınırlar. Böyle bir kültürel ‘rahatsızlığı’ işaretleyen bir sözcüğü örnek vereceğim. Terimi başka bir kültürden seçmek hoşuma gitmiyor ama tıp biliminin lisanının latince olması gibi, kültür sanayinin lisanı da Amerikancadır. “Kitsch” terimi icat edildiği Amerikan toplumunda, modası geçmiş ya da alt sınıfa ait bir tarzı işaret eder. Modayı takip etme gücünün, niyetinin ya da becerisinin eksikliğini gösterir. Kapsamı Amerikan coğrafyasını aşar çünkü doğduğu ülkenin kültür sanayisi gibi kuramları, kavramları da soluduğumuz havaya karışmıştır. Bu sözcüğü tanımayanlar bile kimi nesnelerin, manzaraların karşısında sanki onun eksikliğinin acısını çekerler. Örneğin düğün salonları “kitsch”tir.


“Kitsch” sözcüğü toplumda kendiliğinden beliren ‘doğal’ bir deseni, sınıfı adlandırır. Nitelediği tarzın özünde bir çelişki yatar; kapsadığı nesneler kendi çevreleri, çağları ya da birbirleri ile uyuşamazlar kısaca bunlar zevksizdir. Doğal yaşam desenleri bir kez tanımlandıktan sonra bilinçli olarak yeniden üretilebilir ister zevkli ister zevksiz olsunlar. Kimi eşyalar “kitsch” olarak tanımlanırlar ama bazıları da özellikle kitsch olarak “tasarlanırlar”. Tanımlanan ya da yeniden üretilen zevksizlik türleri belki yaygındır ama aynı zamanda çoklukla zararsız sayılır. Modası geçmiş eşyalar bize çok itici görünmezlerse bizi güldürebilirler bile. Yaşadığımız çağ ile bağları zayıflamış yabancı bir zamanı anımsatırlar. Kafeslerin içindeki yabani hayvanların dahi bize sevimli görünmeleri gibi, tespit edilip yeniden üretilmiş bu doğal desen artık evcilleşmiştir.

Gülünç gelmeyen aksine rahatsızlık veren zevksizlik türleri vardır. Zincir restoranların, şehir dışına inşa edilen sitelerin yeknesaklığı böyledir. Doğurdukları bunaltı çabukça ürküntüye de dönüşebilir çünkü onlardan kaçınmak bugünlük mümkün olsa bile zaman geçtikçe dünyayı çevreledikleri, tüm boşlukları doldurdukları hissedilir. Bunlar doğurdukları korkunun farkındadırlar herhalde ki kendilerini zararsız göstermeye çabalarlar. McDonalds’ın maskotu belki bu nedenle bir palyaçodur. Bu tür zevksizlik özensizlikten, umursamazlıktan doğuyormuş gibi gelir bize. Büyük ölçeğin zorunlu kıldığı bir zevksizliktir onlarınki. Öbür yandan, genellikle zevksiz bulunmayan bir tarz dahi ölçeği büyüdüğünde, bir örnek oluşuyla tanımlandığında zevksiz bulunabilir. Örneğin Starbucks mağazaları tek başlarına zevksiz sayılmasalar dahi sayıları çoğaldıkça doğurdukları rahatsızlık da güçlenebilir. Bu mağazaların “şık” dekorasyonlarının, ‘samimi’ havasının dahi seri üretimden çıktığını sezmeye başlar müşterileri. Şıklık yanılsaması ölçek büyüdükçe örnekler çoğaldıkça zayıflar.

Mc-Donalds

Rahatsızlıktan ziyade şaşkınlık doğuran bir üçüncü tür zevksizlik vardır. Varlıklı bir ailenin kötü döşenmiş dairesi ya da lüks otellerin göze batan uyumsuzlukları bu türe aittir. “Lüks zevksizlik”’in kanıtlarını taşıyan nesneler ile yapılar, bakana çözülmesi gereken bir sır saklıyormuş gibi gelir. Bunlar insanda şüphe uyandırırlar çünkü zevksizliklerinin kaynak yoksunluğundan olmadığı bilinir. Onlar için ne ölçek ne de kolaylık bir engel değildir. Bunların zevksizliğinin kaynağı nedir? Kusuru bazen dünya ile ilişki kurmayan, aklı selime sırtını dönen bir hayal gücünde buluruz. Ona hayır diyecek kimse bulunmadığından boşa harcayacağı paradan korkmayan kişi yanlış fikirlerini, tartılmamış sınanmamış hayallerini gerçeğe dökebilmiştir. En çok da böyle örneklerin karşısında seyirci “zevk”in varlığına, gerçekliğine hatta nesnelliğine ikna olmaya yaklaşır. Zevkin tümüyle kişisel olamayacağını sezer. Lüks zevksizlik bir yandan tartışma isteğinin, hoşgörünün, açık görüşlülüğün sınırı gibidir. Doğallığın, kolaylığın, maliyetin ilerisinde belirir, sanki onunki zevksizlik için zevksizliktir.

Damien Hirst

Zevksizlik genellikle yoksunlukla, eksiklikle ilişkilendirilir. Bilincin, yeteneğin bazen de niyetin eksikliğinden doğduğu varsayılır. Bu nedenle zevksizlik başka olumsuz kavramlara da bağlanır; zevksiz olan geride kalmıştır yani eski modadır. Zevk yoksunluğu bazen ahlaki yoksunluğa dahi yorulabilir. Acaba zevksizlik her zaman bir yoksunluk mudur? Bilinçten, belli bir özden yoksun olmayı mı ifade eder yoksa bilinçli olarak da üretilebilir mi? Tasarlanmış zevksizlikler yok mudur?

Toki

Bilinçli zevksizlik eğer mümkün ise iki biçimde üretilebilir. En baştan inşa edilebilir elbette. Bu halde bütünün her bir öğesi hazır bir şemanın, tasarının ışığında hazırlanır. Başından sonuna tasarlanmış bir nesne bize yine de zevksiz geliyorsa onun dayandığı fikrin, ilkelerin hatta dünya görüşünün tümden yanlış olduğunu düşünmeye başlamalıyız. Örneğin bir sanat eseri bize sıradan, bayat ya da ruhtan yoksun değil bunlardan daha önce zevksiz geliyorsa sanatçının hayat görüşünde kusur aranmalıdır. Yukarıdakinin aksine, zevksiz bulunan nesneler doğal yollarla biçim almaya başlamış arkasından bilinç yoluyla düzenlenmiş olabilir. Nesnenin, yapının düzenlenişinde bazı kararlar farkında olunmadan alınmışsa, bunlar sonradan ölçülüp sınanır böylece doğrular yanlışlardan ayrılır. Bu halde bilinç baştan tasarlamak yerine önce ölçme ve sınama görevini üstlenir. Sınadığı kavradığı unsurları bir araya getirip düzenler. Böylece her biri ‘kendiliğinden’ şekil almış öğelerin oluşturduğu bütün yine de tasarlanmıştır. Tasarlanmış olan tek tek nesneler, öğeler değil bunların bütününün anlamı, işlevidir. Bakanın şaşkınlığını arttıran bir yöntemdir bu; öğelerin arasında tutarlı bir ilişkiyi sezeriz ama onun amacını baştan üretemeyiz.

Trump Family

Zevksizlik insan elinden çıkıyorsa onun da aşamaları, tarihi, evreleri olmalıdır. Bilince yükselmiş her biçim gibi zevksizlik de önce doğada tanınıp taklit edilir, arkasından hoşa gitmeyen etkileri sınırlanır, en sonunda belli bir amaç için tasarlanır. Bir biçim bilince yükseldiğinde yani insan eliyle parçalarına ayrılıp birleştirilebildiğinde gizemli bir alan aydınlanmış, büyüden arındırılmış olur. Zevksizlik adıyla andığımız farklı tarzları birleştiren değişmez bir öz, ortak bir özellik yoktur. Ancak bu ad ile işaret ettiğimiz rahatsız edici özellik gerçekte hareket halindeki bir uyumsuzluktur. Hareket doğaldan yapaya, öznelden nesnele doğrudur. Paylaşılamaz hatta tarif edilemez sanılan simgeler, anlamlar ile bağlantılar insan eliyle üretilebilir hale gelirler. Doğal zevksizlikler çoğunlukla çağların, türlerin, toplumsal sınıfların arasındaki bir sıkışmanın sonucudur. Tek düze zevksizlikler tarzları ölçeklemenin güçlüğünden doğar. “Lüks zevksizlik” ise genel zevksizliğin bilince yükselmesinde son aşamadır. Lüks nesnelerin işlevi zenginliği görünür kılmaktır. İkincil anlamlar ancak asıl anlama hizmet etmeye yararlar. Zengin bir kişinin ayrıca ‘zevkli’ oluşu onun zenginliğinin türüne yani yıllanmışlığına yorulur. Yeni zenginler ‘zevksizdir’ çünkü onlar zengin olmayı henüz öğrenmemiştir. Yazılı olmayan kuralları henüz akıllarına yazamamışlardır. Lüks acı aydınlıktır. Kuruntular, sanrılar, hoş belirsizlikler kaybolur, Dünya’nın katı düzeni kendini gösterir. Lüks nesnelerde simgelerin asıl işlevi, ikincil çağrışımlarından yalıtılmıştır. Simge kendisini yaratan güce, Dünya’ya, toplumsal ilişkilere dönerek öznellik kafesinden kurtulur. Ete kemiğe bürünür.

Zevk nedir? Henüz bilince yükselmemiş, aydınlanmamış simgeler ile ilişkiler yığınıdır. Zevk gösterdiği kadarını gizleyen bir gölgedir. Bakanda hoş duygular uyandıran zevkli bir nesne hangi anlamları yansıttığını tam olarak bilmeyen, kendi anlamına tümüyle hakim olamamış bir nesnedir. Zevk bir bilgisizlik bağıdır, bakan ile bakılan bilgisizlik ile birbirlerine bağlanırlar. Zevkli bir nesne ‘tasarlanamaz’ mı? Bence zevkli bir nesne ancak el yordamı ile, sezgi ya da ustalık ile üretilebilir çünkü zevk ile tanımlanan hoş duygular gölgeyi, belirsizliği, bilgisizliği gereksinirler. Bu nedenle sanatın ‘zevkli’ olma zorunluluğunu her devrin ustaları vurgularlar. Ticari ‘sanat’ sanat geleneğinin doğal sınırlarının dışında kalır.

Tasarlanmış zevksizlik ise tümüyle aydınlanmış, saydamlaşmış simgeler ile anlamlardır. Simgeler üretenin, kullananın emrine girmiştir artık. Önümüze konan her simgenin anlamını hemen fark edemiyorsak, bu eksiklik kendi zihnimizin işleyişini bilmeyişimizden, takip edemeyişimizden kaynaklanır. Sanat eserinde seyirci üstündür çünkü eserin içini dolduran, can veren onun ruhudur. Tasarlanmış nesnelerde ise üstünlük bakandan üretene geçmiştir. Simgeleri üretenler maruz kalanların aksine onların gücünü bilirler. Farklı olguların tek bir ad altında toplanması öznel güçlerin nesnel güçlerden daha geç olgunlaşmasının, insan yaşamının harici koşullarının öznel koşullardan çok daha süratli değişmesinin, akıl ile duyguların dış dünyaya yetişememesinin sonucudur belki. Bilgelik kuşu ancak hava karardığında kanatlanır.

Kaynaklar:
*Lessons from Las Vegas
* John Waters. EGS Lectures - Filth 101
* Inside Donald & Melania Trump's $100 Million NYC Penthouse