Ekranlardan yansıyan dünyanın düzenini, sınırlarını kimler belirliyor, içini nelerle dolduruyorlar?


Modern sanayinin başlangıcı olarak buhar makinesinin icadı gösterilir. Buhar makineleri en başta kömür madenlerinde biriken suyun tahliyesi için kullanılıyorlar böylece uzun süre kesintisiz çalışmayı mümkün kılıyorlardı. Kömür harcayan buhar makinelerinin ilk amacı daha fazla kömür çıkarılmasıydı. Sanayinin sonraki gelişmesi, yayılması dengesizdir. Dünya'nın büyük kısmı yüzlerce sene boyunca Batı'daki gelişmelerden yalıtıldılar. Batılılar doğal kaynaklarından, insan gücünden 'faydalandıkları' sömürgelerine, teknolojilerin belli bir kısmını taşıdı. Kendilerine dönebilecek teknolojileri ise açgözlülükle sakladı. Sanayi, Dünya'nın kaderini eline aldığını Dünya savaşlarında kanıtladı. İlk dünya savaşı hafızalarda gaz maskeleri, hendek savaşları ile yer etmiştir. Bu savaşta insanları zehirleyen teknoloji daha sonra gübre ve tarım ilaçlarına evrilmiş, modern tarım süreçlerinin temelini oluşturmuştur. İkinci dünya savaşı ise gökten yağan yıkım ve ölüm ile anımsanır. Yüzlerce yıllık şehirleri fabrikaların birkaç günde ürettiği bombalar haritadan silebiliyordu. Sanayinin sonraki büyük eseri ise yıkılmış dünyanın baştan sona inşası oldu. Devasa harabelere, ıssız mezarlıklara dönmüş şehirler birkaç senede yeniden modern kentlere çevrildiler. Sanayinin gücü yeryüzünü aştı; Sovyetler yıkılan şehirleri onarmakla yetinmeyip göğe insan taşıdılar. Amerikalılar yeryüzünü izleyecek uyduları göğe fırlattılar. Müttefiklerinin ülkelerini ayağa kaldırmalarına yardım eden A.B.D aynı zamanda Asya ülkelerini bombalar vasıtası ile "taş devrine" geri gönderiyordu yani yıkım ile inşa yan yanaydı. Ancak bu yan yanalık aynı gücün iki ayrı biçimin beraber bulunması halindeydi yani aralarındaki sınırlar korunuyordu. Örneğin Carl Sagan, Mars'a barış mesajı gönderen A.B.D hükümetinin aynı zamanda Vietnam'ı bombalamasını en bariz sahtekarlık saymıştır. Savaştan sonra Batı ülkelerinde tesis edilen 'refah' toplumunu ise o çağa dek rastlanılmamış bir bolluk, canlılık, değişim sürati tanımlar. Refah toplumları aynı zamanda 'tüketim' toplumlarıdır. Halkı Sovyet modelinden caydırmak için Batı'daki model cazip kılınmalıdır. Tam istihdam sanayinin tam kapasite işlemesini gerektirir. İnsanların hayat biçimleri on senede bir baştan belirlenir. Kitlelerin alışkanlıkları kısa ömürlüdür. Alışkanlıklarla beraber duygu ve düşünceler de değişir. Teknolojinin yaşamı biçimlendirme gücü insanların benliklerine nüfuz eder. Yıkım ile inşa artık sonsuz bir çevrimde birleşmiştir.


Dijital dönüşümün tohumu, elektronik, mikroçip, internet teknolojileri savaş sanayinin topraklarında atıldı. Refah toplumunun olanaklarınca beslendiler. Bir zaman sonra öyle süratle yayıldılar ki kökenlerini unutturdular. Dijital dönüşüm bir tür infilak sayılabilir. Dijital infilakın arkasında hem sanayinin 'iradi afet' boyutuna varan üretim gücü, hem piyasa 'adaletinin' acımasızlığı ile serbestliği hem de insan bilimlerinin keşifleri, psikoloji, nöroloji, zihin bilimleri rol oynadı. Dijital cihazların her yere her kesime büyük süratle yayılması cihazların inşasından başka insanlarda alışkanlık yaratma bilgisine, pazarlama, reklam, halkla ilişkiler disiplinlerine de bağlıydı. Bu büyük dönüşümün bir 'anda' gerçekleşmiş gibi hatırlanması daha doğrusu hatırlanamaması, dönüşümün eşgüdümlü çalışan iki kanadının, doğa bilimleri ile insan bilimlerinin ortak görünmezliğinden, anlaşılmazlığından beslenir. Pazarlama, halkla ilişkiler, reklam disiplinlerinin temelinde psikolojinin, sinir bilimlerinin, zihin bilimlerinin keşifleri yatar. Modern sanayinin kökleri savaş sanayindedir. Hem manevi hem de maddi disiplinler uzmanlaşma yoluyla, akademik kurallar, teamüller aracılığıyla erişilmez kılınmıştır. Tüketim toplumu, son ürününtoplumun kendisi olduğu, sayısız bölüme ayrılmış devasa bir üretim bandına benzer. Dijital sanayinin ürünlerinde ise karmaşık, tesadüfi görünen ilişkiler bir kez daha gizlenir. Her bir dijital cihazın, her akıllı telefonun merkezinde temel bir aldatma bulunur. Bu cihazların cazibesi kendilerinde değil hep bağlı bulundukları geniş ve çok bileşenli altyapıda saklıdır. Cihazdan erişilen içerikler, bilinmeyen mekanlardan yeryüzünü kaplayan bağlantı noktalarına akıl almaz süratlede akar. Veri tesisleri, sunucu çiftlikleri gözlerden saklanır. Elde tutulan cihazlar ise başka yollarla, pürüzsüzlükleri, isteklere anında yanıt vermeleriyle görünmez olurlar. Kullanıcının bedensel ve zihinsel tepkilerini tahmin ettiikçe onunla birleşirler. Bir telefon aslen ekrandan, hoparlörden ve mikrofondan ibarettir, insan ile dünya arasında bir aracıdır. Cihazlar insanları 'dünyaya' bağlar.


Cihazlar önümüze Dünya'yı getirebilirler ancak tüm dünyayı değil, belli bir dünyayı. Ekranlardan yansıyan dünyanın düzenini, sınırlarını kimler belirliyor, içini nelerle dolduruyorlar? Cihazların dünyası tasarlanmış bir dünyadır. Ayrıca hep inşa halinde olan, anbean değişen, düzenlenen dünyalar. Cihazların önümüze getirdiği dünyanın arkasında bu cihazları doğuran dünya bulunur. Makineler kendilerini doğuran toplumsal şartların, çelişkilerin, ihtiyaçlarla hedeflerin, sanayi süreçlerinin izlerini taşırlar. Üretilmiş nesneler banal yalınlıklarında kendilerini doğuran fikirleri somutlaştırır. Makineler fikirleri hareketlendirirler, dolaşıma sokarlar. Makinelerde hareketlenen fikirler, keşfedilmesi güç bir noktada başlayıp bilinmeyen bir istikamete doğru yol alsalar dahi izlenebilen, anlaşılabilen bir rotayı izlerler. Seyahatleri sürdükçe varlıkları insanların hayatlaryla birleşir, ayrılmaz hale gelirler. İnsanların yaşamlarını biçimlendirdikçe, onları doğuran toplumsal güçlerin tasarıların üstünü örterler. Otomobil, kendisini gerekli kılan şehir politikalarını, bunların arkasındaki tasarıları, menfaat ortaklıklarının anlaşılmasını güçleştirir. Aynı zamanda asla tükenmeyen sorunlar yaratarak kendisini doğuran toplumsal çelişkileri açık etmek de ister. Trafikten şikayet eden sürücü hayatını belirleyen güçleri karşısına alacak gibi olur. Ancak insanların öfkesi, şikayeti, kendilerini esir eden güçleri ancak çarpık biçimde yansıtabilir. Resmin netleşmesi için geçmişin keşfedilmesi yetmez, bugünün, 'bu anın' da yeniden keşfedilmesi, fethedilmesi gerekir.


İlk önce telefonu kullanan ben, onu ne için kullandığımın, onunla neler yaptığımın farkına varmalıyım. Sıradan ve gündelik yani görünmez olandan başlamalıyım. Telefonu her elime aldığımda ben ufak bir bahis oynuyorum. Telefona zamanım ile dikkatimi en başından vermem karşılığında ekranda ilgimi çekecek bir şeyler bulmayı umuyorum. Bağışladığım vakit, kaybetmeyi göze aldığım bedel o kadar ufak ki bu bana kumar gibi gelmiyor. Bu kumar olsa dahi bozuk para ile kumar oynamaya benziyor. Bozuk para ile kumar oynanan makineler yok mu? Bunlar mevcut hatta adlarını paranın ya da jetonun atıldığı delikten alıyorlar. Slot makinesinin adının çağrıştırdığı resim ile modern slot makinelerini, anlaşılması güç bir uçurum ayırır. Slot makinesi denince akla deliğinden para atılan, yanındaki kol çekilince panelindeki sembollerin hareketlendiği, semboller dönmeyi durdurup eşleştiğinde ikramiye vermeyi vadeden bir makine gelir. Akla gelen, seneler içinde defalarca baştan biçimlenen ancak adını koruyan bu makinenin orijinal, mekanik ilk biçimidir. Oysa modern slot makineleri birer bilgisayardır. Müşterinin ikramiye kazanıp kazanmayacağına hafızasında saklı yazılım karar verir. Makinenin hafızada donup kalmış ilk biçimi, onu doğuran güçleri, temelindeki ilkeyi, fikri yansıtır. Dış biçim defalarca değişsedahi aynı kalan fikir, kendini duyurmakta, tanınmakta, hakkını almakta ısrar eder sanki. Bozuk para yutan tek kollu makineler; kaba, çocuksu ancak doymaz bir iştahı çağırıştırır. Bunlar ne kadar para yutsa da doymayan canavarlara benzerler. Mekanik yani basit ama önü alınamaz bir neden sonuç bağlantısını çağırıştırırlar. Telefonlar da bizden sürekli ilgi talep etmiyorlar mı? Sık sık kendilerini anımsatıyorlar ama sessiz kaldıklarında dahi en ilginç hazinelerini saklıyor gibidirler. Onların sessizlikleri anlamlı, canlı, etkin bir sessizliktir. Zaten telefonlar hep uyanıktır. Hatta siz onun kapalı olduğunu sandığınızda dahi onunki aslında tilki uykusudur. Sizi, başkalarını dinlemeyi, düşünmeyi sürdürür. (1)


Slot makinelerinin ve benzetmemiz gerçeğe yakınsa akıllı telefonların, bağımlılık yapıcı etkisi için, telefonların icadından çok önce psikoloji bilimi bir açıklama önermişti. Psikolojinin davranışçı ekolüne göre özgür irade bir yanılsamadır; insanların 'tüm' davranışları, davranışları takip eden ödül ya da cezalarca belirlenirler. Ekolün kurucusu Skinner'ın davranışlar ile ödüller arasındaki düzeni keşfetmek için tasarladığı deneye "Skinner Kutusu" denmiştir. Kutunun içindeki pedala basan hayvana sınanan senaryoya göre yemek verilir ya da verilmez. Deneyler sonucunda keşfedilmiştir ki, her pedala bastığında ödüllendirilirse hayvanın karnı doyar ve oynamayı bırakır. Hayvanda pedala basma alışkanlığını güçlendirmek için davranış ile ödül arasındaki ilişki değişken, öngörülemez yani rastgele olmalıdır. Hayvanın öngörülemez, rastgele sandığı düzen aslında yalnız 'onun için' rastgeledir. Deneyin öbür tarafındakiler için ise bilinçli, tasarlanmış bir belirsizliktir bu. Skinner bilimsel metod ile keşfettiği psikolojik yasayı ondan çok önce gazino işletmecilerinin sezdiğini, slot makinelerini bu yasaya göre inşa ettiklerini söylemişti. Telefonu elimde tutarken ilgimi çekebilecek bir çok şey görüyorum ama belki yalnızca nicelik değil niteliğe dönük iştahım da güçlenmiştir. Sadece hoşuma gidecek bir şey değil, öncekilerden daha ilginç bir şey de arıyorum. Ekranın sonsuza dek aşağıya kayıyor oluşu benim umudumu besliyor. Hedefimin belirsizliği ise bir zaman sonra ne aradığımı unutmamı, ne aradığımı hatırlamadan arayışımı sürdürmemi mümkün kılıyor.


Slot makineleri uzun zaman boyunca gazinolarda, kumarhanelerde yan rol oynadılar. O zamanlar için kumar; serüven tutkunu varlıklı erkeklerin kapıldığı bir tür aşırılıktı. Örneğin Dostoyevski'nin romanında, tüm varlığını yitirmiş, borca batmış General, lüks hayatınından gene de vazgeçemez. Romanın kahramanı genç erkek ise hayata olan açlığını, sevgilisine aşkını rulet tutkusu ile birleştirir. Romandaki kumarbazlar ellerinde tuttukları zar ile gizemli, aklı aşan bir bağlantı kurmayı amaçlarlar. Bazen her şeylerini yitirirler nadiren büyük servetler kazanırlar. Ancak kazandıkları sonunda rulet masasına geri döner. Slot makineleri bu tutkulu dünyanın dışındadır. Bu makinenin iştahı romanın hayata sığmayan aşırılıklarına benzemez. Onunki sınırlı, kesin ancak sonsuza kadar tekrar edebilen, yeknesak bir iştahtır. Zevk ile maliyet denkleminin dışındadır. İcat edildiklerinde slot makineleri düşük ihtimaller ile büyük ikramiyeler vadediyorlardı yani piyango bileti almaya denktiler. Ancak sıkça kaybeden müşterinin hevesini yitirip makinenin başından ayrıldığı anlaşılınca, onun parasını farkettirmeden yavaş yavaş almanın yolları bulunmuş. Modern slot makineleri her bir oyunda müşterinin yatırdığı paranın yaklaşık %90'ını geri öder. Ancak verdiğinden fazlasını, oyun süresini kısaltıp müşteri makinenin başında uzun saatler boyunca tutarak geri alır. Bu makinerin başında serüven tutkunu erkekler değil,sıradan insanlar, öğretmenler, hemşireler, mühendisler en çok da emekliler oturuyorlar. Telefonlarına en çok kimler düşkün?


Slot makinelerinin dönüşümü Las Vegas'ın dönüşümü ile eşgüdümlüdür. Las Vegas da bu cihazlar gibi defalarca yıkılıp baştan kurulmuştur. Doksanların başında Vegas'taki kumarhaneler, gazinolar, otellerin yerini bunların tümünü birleştiren, üzerine de konser salonları, çocuk parkları ekleyen 'megatesis'ler almış. Yaşamın farklı alanlarına ayrılmış mekanların bir elde birleşmesi aynı zamanda farklı işlevlere sahip mekanların ortak bir üst amaçta birleşmelerini, ortak bir tasarıma dahil olabilmelerini mümkün kılar. Müşteriyi kapıdan içeri sokmak, makinenin başına getirip orada parası tükenene kadar tutmak gerekir. Las Vegas'taki en yaygın tasarım stratejisine 'labirent' modeli denmiş. Dış kapıdan otelin lobisine, gazinonun farklı kısımlarına kadar tüm mekan, insanların akıllarını karıştıracak, yollarını yitirmelerine, dirençlerinin kırılmasına neden olacak labirentler gibi tasarlanır. Bir megatesis, müşterilerinin her 'ihtiyacını' karşılayan bir dünyadır ama ihtiyaçların çoğunu aslında kendi üretir. Bu devasa mekanların tasarımında birinci gelir kaynağı olan slot makineleri merkeze konur.


Akıllı telefonda yüklü neredeyse her yazılım, telefon üzerinde çalışan her ürün kullanıcıyı en uzun süre ekranda tutmayı hedefler. Megatesislerin slot makinelerini merkeze koymaları gibi gündelik hayatta her yol telefona çıkmıyor mu? Toplumsal hayatın bütünü yani şehirler; gazinolar gibi tek elden tasarlanmazlar, gündelik hayatın örüntüsü kişiye nefes aldıran bir kendiliğindenlik, rastgelelik içerir. Ancak rastgeleliğin, karmaşanın altında daha doğrusu onun çevresinde bir 'uyum' sezilir; ulaşımdan kamusal ya da özel alanlara, kişisel ilişkilerden çalışma alışkanlıklarına hayatın her alanı insanların bir başka dünyayı yanlarında taşımalarını zorunlu kılıyor. Ancak insanların yanlarında taşıdıkları, sınırları durmaksızın genişleyip daralan, anbean düzenlenen, yapay bir dünya. Tasarlanmış bir dünya. Belirsizlik, kendiliğindenlik, rastgelelik yani bizim hayata atfettiğimiz vazgeçilmez nitelikler ise bu uyumun içerisinde tasarlanmış bir belirsizliğe, etrafı çitlenmiş bir boşluğa yaklaşıyor.


Telefon kullanmamak dünyadan kopmayı mümkün kılmaz. Aksine telefonlara, elde taşınan dijital dünyalara göre işleyen bir dünyanın boş merkezini hissettirir. Telefondan uzaklaşmanın armağan ettiği ilk bilgi, onun tarafsızlığına, insana sağladığı mutlak özgürlüğe olan inancın, teknolojinin hayatın her alanına yayılıp 'görünmez' olmasıya güçlendiğidir. Dijital cihazlar, sınırlı, yapay bir dünyayı bize taşıdığı gibi bu cihazları anlamaya çalışmak da onları doğuran bütün bir dünyayı düşünmeye başlama gereğini, çözülmeye muhtaç bir sorun olarak insanın önüne getirirler.

Kaynaklar:


Addiction by Design: Machine Gambling in Las Vegas, Natasha Dow Schüll, Princeton University Press, 2014
The Closed World, Paul Edwards, MIT Press, 1996 



(1): https://dailycaller.com/2014/06/10/nsa-is-listening-to-you-through-your-phone-even when-its-off/